
Hz. Aişe (Radıyallahu anha) İle Erken Yaşta Evlilik Meselesi
Bu meselenin izahına girmeden önce dilerseniz öncelikle mevzunun ne olduğunu çok kısa şekilde ortaya koymuş olalım: İslâm’a ve Müslümanlara saldırmayı âdet haline getirmiş olan zümrenin manipüle ettiği meselelerden biri de Hz. Peygamber’in, Hz. Aişe ile erken yaşta evlenmiş olmasıdır. Sözgelimi bu anlayışa göre ergenlik çağına girmiş olsa bile bir kızla on sekiz yaşından önce evlenmek hem suç hem de pedofili olma alametidir. Sahih rivayetlerde geçen verilere göre Efendimiz Hz. Aişe ile altı yaşında nikâh kıyıp dokuz yaşında evlendiği için kınanacak bir iş yapmıştır. İddialarının özeti budur.
Ergenlik yaşına girmiş olan fakat henüz on sekiz yaşına ulaşmamış olan kimselerin evlilik yapması günümüzdeki kanunlara göre suç olabilir. Fakat bunun suç olması tüm insanlığı kapsayacak bir şey olarak arz edilemez. Nitekim bu kanunun işlemediği dünya genelinde farklı ülkeler mevcuttur. Sözgelimi Andorra’da erkek ve kız evlenme yaş sınırının 14, Ermenistan’da 16, Bolivya’da erkek 16, kız 14, Brunei’de 13, Kolombiya’da erkek 14, kız 12, Sudan’da 10 olduğu kaydedilmektedir.[1] Daha başka ülkelerde de yasal evlilik yaşının bizim kanunlara göre çocuk sayılacak seviyede olduğu kaydedilmektedir. Bu demektir ki bizim ülkemizde suç olan bir şey, başka ülkelerde serbest olabilir. O zaman yapılması gereken şey, kendi ülke ve yöremizdeki kanun veya âdetlere göre başka ülke ve kıtalardaki insanları yargılamaktan vazgeçmektir. Zira dünya bizim ülkemizden ibaret değildir. Bu, sadece meselenin suç olup olmaması ile ilgili olan boyutudur.
İşin Ahlâkîlik Boyutu
Bu mesele üzerinden Hz. Peygamber’e ve Müslümanlara çatmaya çalışanlar dolaylı bir şekilde -bazen de doğrudan- bu işin ahlâkî olmadığını da dillendirmektedirler. Evet, onların savunusu şudur: 18 yaşının altındaki herkes çocuktur. Dolayısıyla bu yaşın atında evlenenler esasen pedofili olan insanlardır. Aslında bu iddia son derece hadsiz bir iddiadır ve ahlâksızlığın ta kendisidir. Neden mi? Birincisi: 18 yaşının altındaki her bireyin çocuk olduğu tespiti kime aittir? Bu tespiti genel geçer kılan şey nedir? Muhtemelen bu sorulara verecekleri cevap, yapılan araştırmalar neticesinde varılan kanıdır şeklinde olacaktır. Peki bu araştırmaların doğru olduğuna, ‘iki artı iki dört eder’ işlemi gibi tartışılmaz olduğuna nasıl karar verebiliyorsunuz? Veremezsiniz. Çünkü eğer bu gerçekten tartışılmaz bir kural olsaydı geçmişte de günümüzde de bu yaşın altında evlenen insanların her yerde kötülenmesi, ayıplanması ve pedofili kabul edilmesi gerekirdi. Oysa durum tam tersidir ve yukarıda birkaç örnekle ortaya koymaya çalıştığımız gibi dünyanın farklı ülkelerinde bu tarz evlilikler bırakın gayr-ı ahlâkî olmayı gayr-ı kânûnî bile değildir. Yani gayet normaldir ve yasaldır.
Öyleyse soru şudur: Siz kendi kanunlarınız ve kabullerinize dayanarak 18 yaşının altındaki evliliklerin tamamının pedofili suçu olduğunu söyleyerek öncelikle tarihte bu yaşlarda evlenmiş binlerce nenelerimiz ve dedelerimize sonrasında bugün o yaşlarda evlenen dünyanın farklı ülkelerindeki insanlara böyle bir suçlamada bulunma hakkını kimden alıyorsunuz? Bundan âlâ bir hadsizlik var mıdır? Kendinizce bir erişkin tanımlaması yapıp o tanımın dışında kalanları çocuk kabul ediyorsunuz ve erişkin dendiğinde sizin tanımınızı anlamayan kişilere de hakaret ediyorsunuz. Bu nasıl bir yobazlıktır? Kendi tanımınızı da medya aracılığı ile öyle bir gösteriyorsunuz ki sanki tarih boyunca bütün insanlık on sekiz yaşı ve üzerinde evlenmiş ve bunun dışındaki evlilikleri -adam öldürmek gibi- genel bir ahlaksızlık ve suç olarak görmüştür. Oysa herkes bilmektedir ki mesele hiç de böyle değildir.
İslâm’a göre çocuk, bâliğ/erişkin olmayan kişidir. Yani eğer bir kişi bulûğ çağına gelmişse o artık çocuk değildir. Ve çocuğa yönelik hükümlere muhatap olmaktan çıkmıştır. Şu hâlde bir çocuk bülüğa erdikten sonra şayet evlenmeye elverişli ise evlenebilir. Bunda ne örfen ne de İslâm hukuku açısından hiçbir mahzûr yoktur. Bunun en bâriz ispatı bizzat hemhal olduğumuz nenelerimizin dedelerimizin evliliğidir. Nitekim bugün yaşayan birçok insan, nenesi, dedesi, halası veya teyzesinin 13, 14 gibi yaşlarda evlendiğini bizatihi bilir. Peki, ne olmuştur bu evlilikler neticesinde? Dünya mı yıkılmıştır? Ahlaksızlık mı ortaya çıkmıştır? Herkes bilip ikrar etmektedir ki o insanların aile yapıları bugünkünden çok daha sağlam ve huzurluydu. İspatını isteyen günbegün hızla artmakta olan boşanma oranlarına bakabilir. 18 yaş altı evliliğe kıyameti koparanlar, bunu pedofili suçu sayanlar hangi hak ve hadle nenelerimizi ve dedelerimizi böyle çirkefçe karalayabilmektedirler?
İslam’ın bu konudaki hükmünü iyice kavrayalım: Bülüğ çağına gelmiş bir erkek ve kız, büyüklerin gözetimi ve tecrübe destekleriyle hayatlarını birleştirip bir araya gelebilirler? Buna karşı çıkanların ellerinde direkt bu meseleyle ilgili ne tıbbî ne psikolojik ne de sosyolojik sahici bir delil yoktur. Ortaya koydukları şeyler hepi topu kendi varsayımlarından ibaret bilimsel saydıkları bazı varsayımlardır. Toplumda sağlıklı aile yapısını tehdit eden tüm unsurları oluşturup desteklemelerine ve bu unsurlar sebebiyle ailelerin nasıl yıkıldığını görmek istememelerine rağmen on sekiz yaş altı evliliğin psikolojik sonuçlarından bahsetmektedirler? Bugün on sekiz yaş ustü evlenip de iki-üç ayda boşanan binlerce çift de mi yaş problemine takılmaktadır? On sekiz yaş sınırı adeta alışkanlık haline gelmiş boşanmaların önünü alabilmekte midir? Problem sahiden bu mudur? Niçin adres saptırıyor ve her fırsatta İslâm’ın ‘a’ dediğine ne pahasına olursa olsun ‘b’ demeye çalışıyorsunuz? Gerçek ortadadır, veriler ortadadır: Geçmişte on sekiz yaş altı evlenmelerini cehaletlerine bağladığınız nenelerimiz ve dedelerimizin defterlerinde boşanma diye bir şey hiç yazmıyorken bugün gelişmiş saydığınız insanların aile yapıları birkaç ay bile ayakta duramıyor. Siz ise bütün bu verilere ve gerçeklere rağmen halen toplum önüne çıkıp rahatlıkla yorum yapabiliyor ve Müslümanları suçlama aymazlığına cüret edebiliyorsunuz.
Karıştırılmaması Gereken Hususlar
İslâm hukukuna göre erken yaşta evlilik konu edildiğinde genellikle şu iki mesele birbirine karıştırılmaktadır. Hatta İslâm düşmanları tarafından kasıtlı olarak da çarpıtılmaktadır. İslâm fıkhına göre yaşı ne kadar küçük olursa olsun çocukların nikahlanması caizdir. Fakat bu sadece akit olarak böyledir. Yani bu akit bir tür sözleşme manasındadır. Bu anlamda nikahlanmak evlenmek demek değildir. Yani çocukla nikahlanmak ayrı bir şey, evlenmek ayrı bir şeydir.
Buna göre bir insan çocukla küçük yaşta nikah akdi yaparsa onunla cinsel temasta bulunabilmesi için o çocuğun bâliğ olma/ergenliğe ulaşma şartı vardır. Yani İslâm evliliğin neticesi olan cinsel manadaki beraberliğin olabilmesi için tarafların fiziksel anlamda ilişkiye elverişli olmalarını şart koşmuştur. Bu konudaki ölçü yaş üzerinden belirlenmemektedir. Çünkü gelişim dediğimiz şey, insandan insana, iklimden iklime fark gösteren bir durumdur.
Hz. Aişe İle Evlilik Yaşı
Bu yazıda asıl meselemiz Peygamber Efendimiz’in Hz. Aişe ile kaç yaşında evlenmiş olduğu değildir. Bu konuda farklı rakamlar veriliyor olsa da en sahih rivayetler bize nikahın altı yaşında evliliğin ise dokuz yaşında olduğunu nakletmektedir.[2] Zaten bu mesele etrafında şüpheler oluşturmaya çalışanların odaklandıkları rivayet de budur. Bu yazıdaki asıl konumuz, muhaliflerin iddia ettiği şekilde bu meselede abes kabul edilecek bir tarafın olup olmadığıdır.
Yukarıda anlattıklarımız dikkatle okunursa, bir kişinin kendi örfüne, ahlâk anlayışına dayanarak başka örfleri yargılamaya kalkmasının hem mantık açısından sakat hem de ahlâkî açıdan problemli bir davranış olduğu görülecektir. Zira dünya sizin örfünüzden, anlayışınızdan ibaret değildir. Birilerinin erişkin kimseyi kendi kabullerine göre tarif etmesi herkesi bağlayıcı bir husus sayılamaz. Buna göre, bahsini yaptığımız bu meselede aslolan şudur: Hz. Peygamber Hz. Aişe (radıyallahu anha) ile evlendiğinde Hz. Aişe evlenilebilecek yaştaydı. Bu hem fiziksel hem de örfi açıdan böyleydi. Hz. Peygamber den önce Cübeyr b. Mut’im ile nişanlı olması bunun en net göstergesidir.[3] Ayrıca hicaz bölgesi iklim olarak sıcak bir yöre olduğundan dolayı bu gibi bölgelerde insanların fiziksel açıdan daha çabuk geliştikleri de unutulmamalıdır. İlâveten, Kur’ân’ın bazı ayetleri de o günkü şartlarda erken yaşta evlilik yapılmasının örfen normal olduğunu bize göstermektedir.[4] Dolayısıyla meseleye taassup tavrıyla yaklaşmayanlar için bu evlilikte garipsenecek hiçbir durum yoktur.
İslâm, bir kişinin buluğ çağına girmesiyle artık erişkin sayılabileceğini ve evlenmesinin önünde hiçbir maninin olmadığını söylüyor ve üstüne üstelik örf de bunu destekliyorsa bu durumda herhangi bir şahsın böyle bir evlilik yapmasında akli, örfi, ahlâki açıdan ne gibi bir problem olabilir ki? Bu soruya karşılık verilecek cevap şayet başka bir örfün veya anlayışın temel kabulleri üzerinden olacaksa bu meseleyi şahsileştirmekten başka bir şey olmaz. Yani bu tavır, “Ben ahlâkilik için herhangi bir ölçü tanımıyorum, benim anlayış ve örfüme ters olan her şey ahlâksızlıktır.” demek olur. Bu tavır ise en büyük ahlâksızlık ve saygısızlıktır. Bir de bu tavrı sergileyenlerin çoğunluk olarak “insan haklarına, tercihlerine saygı duymak”tan bahseden kişiler olması ne kadar gariptir?
Ayrıca şu noktaya da burada temas edilmesi gerekir: Aleyhissalâtü vesselâm Efendimiz’in bu evliliği o günkü toplumda ilk de değildir. Bu yaşlarda evlenenlerin sayısı fazladır. Kaynaklar incelendiğinde buna dair müşahhas örnekler görülebilir. Zaten bu evliliğin o günkü şartlarda kınanabilecek bir yönü olsaydı, adeta Hz. Peygamber’in açığını arama yarışına girmiş olan müşrikler bunun propagandasını yapmazlar mıydı? Oysa kaynakları incelendiğimizde bırakın o zamanı, oryantalizmin patlak verdiği zamanlara kadar bu meselenin gündem bile edilmediğini görmekteyiz. Bu tablo da bize, bu meselenin gündeme getiriliş sebebinin Hz. Peygamberi karalama çabası olduğunu göstermektedir.
Çocuk İstismarı Mı Dediniz?
Hz. Peygamber’in, diğer hanımlarının yaşça büyük olan hanımlarının yanında Hz. Aişe ile bu yaşta evlenmesinin en büyük hikmetlerinden biri de Hz. Aişe’nin zekâ, kabiliyet ve gençlik bakımından daha dinamik olması ve Allah Resulü ile geçirdiği birebir hayatı çok daha iyi nakletmiş olmasıdır. Bu teorik bir hikmet değildir. Bilakis pratikte de karşılığı vardır. Nitekim bugün rivayet müktesebatına bakılacak olursa Hz. Aişe (radı-yallahu anha) yolu ile gelen -bahusus aile hayatı ile ilgili- tüm müminleri bağlayacak rivayetlerin ne denli fazla olduğu görülecektir. Demek ki bu evliliğin amacı da dine ve Müslümanlara yöneliktir. Aksi takdirde bunu şehvete bağlamaya çalışmak, 25 yaşında iken kendisinden 15 yaş büyük dul bir hanım ile evlenmiş olan, 50 yaşına kadar bu hanımla birlikteyken ikinci bir evlilik yapmayan, bu hanımı vefat ettikten sonra da birçok genç kızla evlenme imkânı varken yaşça kendisinden büyük olan Sevde (radıyallahu anha) ile evlenen Allah Resulü için ne ağır bir iftiradır! Hiçbir insaf sahibinin vicdanı böyle bir iftirada bulunmaya müsaade etmez.
Durum bundan ibaretken, bu mesele üzerinden çocuk istismarcılığı yakıştırmalarında bulunmaya çalışanlar, kendi dünyalarındaki korkunç çocuk istismarları, çocuk yaşlarda başlayan bağımlılıkları ve türlü ahlâksızlık vakalarına bakmalıdırlar. Bu mesele sadedinde çokça örnek zikretmek mümkünse de cevabın ebatını şişireceğinden dolayı verdiğimiz şu linkteki incelemeye sizleri yönlendiriyoruz.[5] Kendi dünyalarındaki durum o denli karanlık, o kadar vahimdir ki Amerika’daki Rutgers Üniversitesi Sosyoloji profesörlerinden David Popenoe’nin sözleri her şeyi özetlemektedir:
“Kanıtlara göre bizim çocuklarımızın bugünkü kuşağı, ülke tarihinde ebeveynlerinin aynı yaşlardaki dönemine göre daha az toplumsal ve psikolojik sağlığa sahip ilk neslidir. Şiddet, intihar, uyuşturucu madde kullanımı, evlilik dışı doğumlar, psikolojik baskılar, depresyon ve anksiyete alarm düzeyine ulaşmıştır. Bu durum gerçekten kaygı verici bir düzeye ulaşmıştır.”[6]
[1] https://www.blogarti.com/ulkelere-gore-resmi-evlenme-yaslari.html.
[2] Buhâri, “Fedâilu’s-Sahâbe”, No: 3681; Müslim, “Kitâbu’n-Nikah”, No: 70; Nesai, “Kitâbu’n-Nikah”, No: 3255; İbn Mâce, “Kitâbu’n-Nikah”, No: 1876.
[3] İbn Hacer el-Askalani, el-Isabe fi Temyizi’s-Sahâbe, Daru’l-Kütü-bi’l-İlmiyye, Beyrut, Lübnan, 1415, Baskı: I, VIII/232; Salahuddin Halil es-Safedi, el-Vafi bi’l-Vefeyât, Dâru İhyai’t-Türâs, Beyrut, 1420, XVI/341.
[4] Halil İbrahim Mulla Hâtır, Zevacu’s-Seyyide Aişe, 1405, Baskı I, s. 11 vd.
[5] Bu konuda çarpıcı bilgiler için bkz: https://www.sde.org.tr/analiz/bati-toplumu-ahlaken-coktu-analizi-23095.
[6] https://parstoday.com/tr/radio/programs-i145387-bat%C4%B1’da_ya%C5%9Fam_11.
✍🏻 Yazı: Ömer Faruk Korkmaz
📖 Kaynak: Sorun Kalmasın 1, Dirayet Yayınları, s.243
Bir yanıt yazın