Allâh İnancı Dışındaki Kabullerin Tutarsızlığı
Peygamberlik iddiasında olan bir zâtın davâsının doğru olduğunu anlamamızı sağlayan ya da öncesinde bizi kabul kulağıyla dinleme ve araştımaya sevk eden belki de ilk ilmî kriter onun
– varlığı aklen zorunlu (yokluğu düşünülemez ve çelişik) olanlara zorunlu,
– varlığı aklen mümkün (varlığı da yokluğu da kisi de çelişki oluşturmaz, ikisi de düşünülebilir) olanlara mümkün,
– varlığı aklen imkansız (varlığı düşünülemez ve çelişik) olanlara da imkansız hükmünü vermesidir.
Bir şey hakkında bu hükümleri vermemizi sağlayan zemin ise mantık ilkeleridir:
- 1. İlke: Özdeşlik, “Her şey kendisiyle özdeş Bir şey kendisiyle aynıdır. Bir şey ne ise odur. Her şey kendisidir.” şeklinde ifâde edilen mantık kuralıdır. Bu kâide “A, A’dır.” diye de söylenebilir.
- 2. İlke: Çelişmezlik, “Bir şey aynı anda hem kendisi hem de başka bir şey olamaz. Bir önerme ile onun çelişiği aynı anda doğru olamaz.” şeklinde ifâde edilen mantık kuralıdı Bu kâide “A, A olmayan değildir.” diye de söylenebilir.
- 3. İlke: Üçün halin imkansızlığı, “Bir şey ya bir hâldedir ya da o hâlde değ Bir önerme ya doğrudur ya yanlıştır. Bu ikisinin arasında veya dışında üçüncü bir ihtimâl söz konusu değildir.” şeklinde ifâde edilen mantık kuralıdır. Bu kâide “Bir şey ya A’dır ya da A olmayandır. Üçüncüsü olamaz.” diye de söylenebilir.
- 4. İlke: Yeter neden, “Bir şey ancak yeterli bir sebep ile vardır. Her şeyin yeterli bir nedeni olmalıdı Bir önermenin doğru kabul edilmesi onu ispatlayan yeterli bir nedene ihtiyaç duyar.” şeklinde ifâde edilen mantık kuralıdır.
İşte bu mantık ilkeleri açısından tutarsız ve çelişik olan tüm iddialar daha en baştan elenmek durumunda kalmıştır:
– Bilimsel yöntem (gözlem ve deney) dışında geçerli bilgi kaynağı bulunmadığını söyleyen Bilimci (Pozitivist) düşünce,
– Yaratıcı’nın hiç olmadığını söyleyen Ateizm veya Tanrısız dinler,
– Yaratıcı’nın varlığının da yokluğunun da bilinemez olduğunu iddia eden Agnostisizm,
– Yaratıcı’nın ezelî olmayıp sonradan meydana gelebildiğini iddia eden Mitler ve dinler,
– Yaratıcı’ının birden çok olduğunu söyleyen Hristiyanlık veya diğer Politeist dinler,
– Yaratıcı’nın insana, mahlukata benzediği şeklinde bir inanç kurgulayan Yahudilik veya diğer Antropomorfik düşünceler,
– Yaratıcı’nın evrenin ta kendisi veya parçası veya fiziksel kapsayıcısı veya onunla fiziksel açıdan kesişen bir varlık olduğunu iddia eden Panteizm ve benzeri inançlar
mantık ilkelerini çok çeşitli açılardan yıktıkları için bunların bâtıl oldukları bilinmektedir.
Hakikatte bu durum, dînî olsun olmasın tüm iddialar için geçerlidir. Her iddia ve kabul, önce mantık ilkeleri ve aklî hükümler süzgecinden geçmiş olmalıdır ki sonra dikkate alınıp dinlenebilsin.
Bu seviyeden geçen soyut formdaki iddiaların ayrıca gerçek dünyayı ve insanların yaşadığı hayatı da tutarlı bir şekilde açıklayabilmesi gerekir.
Bu çizgiden de geçen iddialar “çelişkiden uzak”, “mantıklı” ve “tutarlı”dır. Eğer o iddia (mesela Yaratıcı’nın varlığı, birliği gibi) aklî zorunlulukları ortaya koyuyorsa bundan başka delile ihtiyaç duymaz.
Ancak o iddia aklî zorunlulukları değil de aklî mümkünleri ortaya koyuyorsa sadece kendi içinde “çelişkiden uzak”, “mantıklı” ve “tutarlı” olması o görüşün “gerçek” ve “vâkî” olduğunu göstermez. Bunun yanında başkaca delillere ihtiyaç duyar ki bu da ayrı bir başlığın konusudur.
O hâlde Allâh inancı dışındaki kabullerin tutarsızlıktan kurtulamaması da Allâh inancı lehine bir delildir.
Bir yanıt yazın