Arama Yapın:

“Neden İslam Doğru Din?” İslam Delilleri Nelerdir?

“Neden İslam Doğru Din?” İslam Delilleri Nelerdir?

1) İslâm İnancında “Yaratıcı”nın Bulunması

Yaratıcı’nın varlığı isbât edilirken herhangi naklî bir delile dayanılmaz. Tamamen aklî kurallardan gidilir.

“Her eserin bir müessiri vardır.”
(Yani her sonucun bir etkeni vardır.)

“Teselsül ve devr bâtıldır.”_
_(Yani sonsuz ihtiyaç zinciri ve kısır döngü aklen imkânsızdır.)

– Hudûs delili, imkan delili, nizam delili vb. deliller…

bu gibi aklî çıkarımlar bu evrenin bilinçli bir Yaratıcı tarafından yaratılıp tasarlandığını göstermektedir.

O hâlde Dünya üzerinde Tanrı inancı bulunmayan inançlar aklen devre dışı kalır. Ateizm, Uzak doğu dinleri vb.

Yaratıcı’nın varlığına dâir getirilen tüm deliller aynı zamanda İslâm’ın hak din olduğuna bir puan daha yazar.

2) İslâm İnancında “Yaratıcı”nın Ezelî Olması

(Yani aklen ulaştığımız Yaratıcı vasıfları ile İslâm’ın anlattığı vasıfların uyuşması)

– Yaratıcı’nın var olduğuna dair getirilen delilerden sonra o Yaratıcı’nın bizim gibi hâdis (yani sonradan var olan) değil de ezelî (yani hep var olan – varlığı kendinden olan) bir zât olduğuna dair getirilen aklî çıkarımlar da vardır.

“Teselsül aklen imkânsızdır.” delili gibi.

Yani sonsuz ihtiyaç zincirinin bulunması aklen mümkün değildir.

Çünkü ihtiyaç hiç bitmeyeceği için o boşluk hiç dolamaz.

Bunu duyanlara kolaylık olması için en meşhur misâl olan Tren Vagonları örneği verilir:

– En arkadaki vagon hareket etmek için bir öndeki vagona muhtaçtır.

– O vagon da hareket etmek için bir öncekine muhtaçtır.

– O da diğerine… O da diğerine…

– Eğer bu böyle sonsuza kadar gitseydi, yani tüm vagonlar sonsuza kadar en sondaki vagon gibi Çekilmeye Muhtaç olsaydı o zaman bu ihtiyaç hiç bitmeyeceği için Tren asla hareket etmeyecekti.

– Ama biz Trenin hareket ettiğini görüyorsak eğer o zaman zorunlu olarak biliriz ki bu vagonlar sisteminin en başında kimse tarafından çekilmeye muhtaç olmadan başkalarını çekebilen bir güç vardır.

– Aynı şekilde bizler var olmak için bir Yaratıcı’ya muhtâcız.

– O Yaratıcı da var olmak için bir başka Yaratıcı’ya muhtaç olsaydı.

– O da başkasına… O da başkasına… diye sonsuza kadar gitseydi *o zaman muhtaçlık asla bitmeyeceği için* varlık sistemi asla oluşamayacaktı.

– Ama şu anda var olduğumuza göre (yani vagonlar hareket edebildiğine göre) biliriz ki bu var etme sisteminin başında var olmak için başkasına muhtaç olmadan diğerlerini var edebilen bir Yaratıcı olması aklen zorunludur.

Bu gibi aklî çıkarımlar Yaratıcı’nın bir başkası tarafından yaratılan değil, varlığı kendinden olan – hep var olan ezelî bir zât olduğunu göstermektedir.

O hâlde Dünya üzerinde Yaratıcı’nın – Tanrının ezelî olmadığını söyleyen inançlar aklen devre dışı kalır. “Doğan – ölen Zeus” ve diğer tanrılara inanan Yunan Mitolojisi vb. gibi…

Yaratıcı’nın ezelî olduğuna dâir getirilen tüm aklî deliller ve düşünce deneyleri aynı zamanda İslâm’ın hak din olduğuna bir puan daha yazar.

3) İslâm İnancında “Yaratıcı”nın Tek Olması

Yaratıcı’nın varlığı ve ezelî olduğunun delillerinden sonra tek olduğuna dair de aklî deliller mevcuttur.

– Temânû delili, Tevârud delili vb. buna örnektir.

O hâlde Dünya üzerinde Yaratıcı’nın tek olmadığını söyleyen Hristiyanlık, çok tanrılı dinler vb. aklen devre dışı kalır.

Yaratıcı’nın tek olduğuna dâir getirilen tüm aklî deliller ve düşünce deneyleri aynı zamanda İslâm’ın hak din olduğuna bir puan daha yazar.

Ayrıntı İsteyenler İçin Temânu – Tevârud Delili

Meselâ 2 ilah bulunduğu varsayıldığı zaman 3 farklı ihtimâl söz konusudur:

■ 1) Ya ikisi zıt şeyleri yapmak isteyebilirler.

_(Birisi Dünyayı yaratmak isteyip diğeri Onu yok etmek isteyebilir.)_

— a) “İkisinin de dediği olur.” diyemeyiz çünkü zıtların birleşmesi aklen muhâldir.

— b) “Sadece birinin dediği olur.” dersek o zaman diğeri ilah olamaz.

— c) “İkisinin de dediği olmaz.” dersek o zaman ikisi de ilah olamaz. Ama şu alemin varlığı bir Yaratıcı’yı gösterdiği için bu şık da mümkün olamaz.

■ 2) Ya ikisi aynı şeyi yapmak isteyebilirler.

_(İkisi de Dünyayı yaratmak isteyebilir.)_

— a) “İkisinin de dediği aynı anda olur.” diyemeyiz çünkü aklen “Bir eserin iki müessiri olamaz.”

_(Daha basit anlaşılması için verilen misâl: Mesela bir araba aynı anda iki tünelden çıkamaz. vb.)_

— b) “Önce birinin dediği olur sonra diğerinin dediği olur.” diyemeyiz çünkü aklen “Tahsîlu’l hâsili bâtılun.” Yani zaten ortada olan bir daha ortaya çıkarılamaz.

(Bunun daha iyi anlaşılması için verilen misâl: Kapalı kapı o hâldeyken kapatılamaz. Yanan lamba o hâldeyken yakılamaz. vb.)

— c) “Sadece birisinin dediği olur.” dersek o zaman diğeri ilâh olamaz.

— d) “İkisinin de dediği olmaz.” dersek o zaman ikisi de ilah olamaz. Ama şu alemin varlığı bir Yaratıcı’yı gösterdiği için bu şık da mümkün olamaz.

■ 3) Ya da ikisi farklı şeyleri yapmak isterler.

(Birisi Dünyanın yerini diğeri de göğünü yaratmak isteyebilir.)

— a) “İkisinin dediği de olur.” dersek o zaman

– Her iki ilaha da ait olmayan, kendi kontrollerinin dışında şeyler varlık sahnesinde bulunmuş olur.

– Ayrıca arada “Hadd Problemi” oluşur. Yani “Bir ilah diğerinin yarattığı bir insana kanat takabilir mi? Eğer takarsa diğer bunu engelleyebilir mi? Bunun ölçüsü nedir? vb.” meseleleri ortaya çıkar.

— b) “Sadece birinin dediği olur.” dersek o zaman diğeri ilah olamaz.

— c) “İkisinin de dediği olmaz.” dersek o zaman ikisi de ilah olamaz. Ama şu alemin varlığı bir Yaratıcı’yı gösterdiği için bu şık da mümkün olamaz.

4) İslâm İnancında “Yaratıcı”nın Mutlak Güç ve Kudret Sahibi Olması

(Yani aklen ulaştığımız Yaratıcı vasıflarıyla İslâm’ın anlattığı vasıfların uyuşması)

Yaratıcı’nın varlığı, ezelî olduşu ve birliğine dair delillerden sonra evrenin ve evrendeki parçaların O’nun – özünü bilemediğimiz – yaratması ile olduğunu aklen biliriz.

Âlemin kendisi de âlemin içindeki her şey de her an O’nun yaratmasıyla vardır. O’nun var tutması olmasa hepsi yok olur.

Durum böyleyken Bizim atamız, İlah ile güreş tuttu. İlâh’ı yendi. İlâh’a “Beni ve zürriyyetimi kutsamazsan seni bırakmam.” dedi ve İlah da bizi kutsamak zorunda kaldı. diyen ve O’na âcizlik isnâd eden Yahudilik aklen devre dışı kalır.

Yaratıcı’nın hakîkî kuvvet sahibi olduğuna dair getirilen tüm deliller aynı zamanda İslâm’ın hak din olduğuna bir puan daha yazar.

5) İslâm İnancında “Evrenin Bir Başının ve Sonun Bulunması (Ezelî Değil Hâdis Olması)”

(Yani aklen ve bilimsel olarak ulaştığımız verilerin gösterdiği sonuçlar ile İslâm’ın anlatımının uyuşması)

– İslâm öncesi dönemlerde, (hatta şimdi bile) “Bu evren ezelîdir – kadîmdir – başlangıcı yoktur – böyle gelmiş böyle gidecek.” diyenler mevcuttur.

Fakat İslâm gelip “Bu âlem yoktu. Var oldu. Başlangıcı var. En son da yok olacak.” demiştir.

■ Aklî deliller:

—– a) Evrendeki parçaların ezelî olmadığı açıkça görülüyor. O hâlde o parçaların oluşturduğu bütün de aynı özelliklere sahip olarak Hâdis olacaktır.

—– b) “Ezelîliği sâbit olanın yok olması da imkânsızdır. Yok olduğu veya olacağı sâbit olan ezelî değildir.” şeklindeki aklî zorunluluk.
(Bunun açıklaması uzun olduğu için isteyene tarif edilebilir.)

■ Bilimsel deliller:

—– a) Evrendeki kullanılabilir enerjinin azalarak her gün bitmeye doğru gittiği açıkça görülüyor. (bkz. Entropi konusu.)

Eğer evren ezelî olsaydı (yani sonsuzdan beri gelseydi) o zaman bu enerji çoktan bitmiş olurdu ve artık kullanılacak enerji kalmamış olurdu.

—– b) Eğer evren düzensizliğe doğru gidiyorsa ve evren genişliyorsa, bunu geri sardığımız zaman sanki tek bir noktadan patlamış gibi duruyor.

Bu da Evrenin ezelden beri aynı durumda olmadığını gösteriyor.

O hâlde bu evrenin ezelî ve ebedî olduğunu söyleyen felsefî düşünceler aklen ve bilimsel olarak devre dışı kalır.

Bu âlemin hâdis olduğunu gösteren tüm deliller aynı zamanda İslâm’ın hak din olduğuna bir puan daha yazar.

6) İslâm’ın Bir Kurallar Bütünü Sunması – İlâhî Ahlâk Sistemine Olan İhtiyacımız

İnsanlar olarak hem diğer canlılara karşı hem de birbirimize karşı hangi sınırları gözeterek davranacağımızı bilmeye muhtâcız.

Bu ise ancak her şeyi hakkıyla bilen Yaratıcı’dan gelecek bilgiyle mümkündür.

Çünkü insanlar kendi arasında genel geçer – üst bir ahlak inşa edemezler. Mantıkî ahlak zemini kuramazlar. Neyin iyi neyin kötü olduğunu tespit edemezler.
(Dine dayanmayan toplumlar ya çoğunluğun dediğine göre ya da bireysel hislere göre bunu denemişlerse de tarihte her dönem kural değiştirerek bir nesli çöpe atmışlardır. bkz. Cadı Avı)

Hatta Yaratıcı’dan gelen bir bilgi olmadan dış dünyanın gerçek olup olmadığını bile ispat edemezler.

Maddeci felsefelerin bir kısmı insanın özgür irâde sâhibi olmadığını söylerken diğer bir kısmı da iyilik ve kötülüğü mantıkî bir zeminde temellendirememektedir.

Deizm ve benzeri inançlar ise Yaratıcı’nın zaten hiçbir kural göndermediğini iddia etmektedir. İnsanların ahlâk sistemi ihtiyacına cevap veremedikleri için devre dışı kalmaktadır.

İslâm ise insanların ve diğer canlıların tüm yönlerini bilen Yaratıcı’nın koyduğu kurallar sistemine dâvet etmektedir.

– Bireysel ve siyâsî zorunluluklar, bazı suçlara cezalar, zenginlere zekat emri, faiz yasağı, kumar yasağı, aileyi yıkacan zinanın yasaklanması, birçok keffaretin “fakir giydirmek veya doyurmak” üzerine olması, mirasta kimin ne kadar aldığı vb.

Bu da İslâm’ın hak din olduğuna bir puan daha yazar.

7) İslâm’ın Delil İsteyen ve Delil Getiren Bir Din Olması

İslâm, sürekli “Delilinizi getirin!” – “Bir delil olmadan mı bunu söylüyorsunuz?” gibi vurgularla delil istemektedir.

Aynı zamanda meselâ öldükten sonra dirilmeyi inkâr edenlere “İlk defa yoktan kim yarattıysa öldükten sonra da O diriltecektir.” gibi kıyas delilleri getirmektedir.

Daha bir çok meselede de delil isteyip delil getirmektedir.

Buna karşılık uzak doğu dinleri gibi bazı inançlardan delil istediğiniz zaman “Delile gerek yok. Hakikat sana verilirse bilirsin. Yoksa bilemezsin.” denmektedir.

Bu durum da İslâm’ın hak din olduğuna bir puan daha yazmaktadır.

8) Kur’ân’ın Meydan Okumaları (Tahaddîleri)

Kur’ân’ın bazı tahaddîleri yani meydan okumaları vardır.

– Kur’ân’ın kıyâmete kadar değişmeden korunacağı (Hicr: 9)

– Kur’ân’ın belağat ve fesâhatı dâhil bir benzerinin yazılamayacağı (Bakara: 23)

– Ölümsüzlüğün bulunamayacağı (Zümer: 30)

– İnsanların asla bir sinek bile yaratamayacağı (Hacc: 73)

gibi konularda Kur’ân meydan okumaktadır.

Bu konular 1400 küsur yıldır tıpkı Kur’ân’ın ortaya koyduğu hâliyle durmaktadır.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta aksi iddiaların seviyesidir.

Yani birisi çıkıp da kedi heykeli yapmakla “canlı olan kedinin bir benzerini” yapmış olmayacağı gibi Arapça bazı metinler kurgulamakla da Kur’ân-ı Kerîm’in benzerini yazmış olmaz.

Bu konu da İslâm’ın hak din olduğuna bir puan daha yazmaktadır.

9) Kur’ân-ı Kerîm’in Benzersiz Ezber ve Korunma Sistemi – Değişmemesi 

Dünyada harfi harfine ezberlenen ve hafızlık sistemiyle nesillerden nesillere aktarılan tek kitap Kur’ân’dır.

Hiçbir yazar kendi kitabını bile baştan sona ezbere bilmezken, Dünya’ın her yerinde Kur’ân-ı Kerîm çocuk – büyük herkes tarafından ezberlenmektedir.

Ayrıca müslümanlar, hristiyan ve yahudilerin aksine Kur’ân’dan bir şeyler okuduklarında sürekli olarak her âyetin orijinal metnine atıf yapmaktadır.

Ayetin orijinalini okurken hareke hatası bile yapılsa hemen herkes bunu fark edebilmektedir.

Avam seviyesindeki müslümanlar bile Kur’ân’ı orijinal metninden bazı ayetleri ya bilmektedir ya da bilen insanları tanımaktadır.

Ama durum diğer kitaplar için böyle değildir. Diğer kitaplar hem bozulmuş hem de o kitaba inanankar bile orijinal metinlerinden son derece uzak kalmıştır.

Bu da İslâm’ın hak din olduğuna bir puan daha yazmaktadır.

10) Kur’ân’ın Gelecekle İlgili Verdiği Haberler 

Kur’ân’ın gelecek ile ilgili haberleri de birer mucizedir.

Çünkü Kur’ân’ı Hazreti Muhammed (aleyhissalâtü vesselâm)’ın kendi kendine yazmadığının göstergesidir.

❖ O, henüz Mekke fethedilmemişken “Mekke’nin fethedileceğine, oraya korkusuzca ve güven içinde girileceğine dâir” âyetleri okudu. (Fetih suresi 27. âyet)

Hâlbuki bu âyetleri Allâh’tan almayıp kendisi yazmış olsa Mekke’nin fethedilememe ihtimâlinden çekinirdi.

Diyelim ki çekinmedi o zaman da “korkusuzca ve güven içinde gireceksiniz” diye ayrıntı vermekten kaçınırdı. Çünkü zorlu bir savaşla girme ihtimâli de mevcuttur.

Ama tam da bu âyetlerde olduğu gibi hem Mekke fethedildi hem de oraya güven içinde girildi.

❖ Perslerin çok çok üstün olduğu bir dönemde “Rumların tekrardan gâlibiyet kazanacağını” bildiren ayetleri okudu. (Rum suresi 2-5. âyetler.)

❖ Ebu Leheb daha hayattayken onun yalandan bile olsa “İmân ettim.” deme ihtimâline karşılık onun asla imân etmeyip “cehenneme gideceğini” haber veren sureyi okudu. (Leheb / Tebbet suresi)

❖ Bedir savaşı henüz yapılmamışken ve sonucunun farklı çıkabilme ihtimâli varken “düşmanın bozguna uğrayıp arkalarını dönerek kaçacağını” bildirdi. (Kamer suresi 45. âyet)

❖ Kendisine karşı suikastlerin planlanıp çokça denendiği bir dönemde ölüm ihtimâline rağmen “Seni düşmanlarından koruyacağız.” anlamına gelen âyetleri okudu. (Mâide suresi 67. âyet)

Bunlar ve diğer gaybî haberler, Hazreti Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in Kur’ân-ı Kerîm’i kendi kendine değil Allâh’tan alarak aktardığını göstermektedir.

İslâm’ın hak din olduğuna bir puan daha yazmaktadır.

11) Hazreti Muhammed (aleyhisselâm)’ın Kur’ân’ı Tebliğ Etme Şekli 

 Okuma yazma bilmeyen bir zât olan Hazreti Muhammed’in tüm şairleri ve tüm edipleri hayrete düşüren Kur’ân-ı Kerîm’i kendi kendine ortaya koyması düşünülemez.

Ayrıca 23 sene boyunca Kur’ân üslubu ile hadis-i şerîf üslubunu birbirine karıştırmaması yine bu Kur’ân’ı O’nun kendi kendine yazmadığının açık göstergelerindendir.

Bu durum da İslâm’ın hak din olduğuna bir puan daha yazmaktadır.

12) Hazreti Muhammed (aleyhisselâm)ın Hayatı ve O’nun Bu Dinî Yaşayış Şekli

Hazreti Muhammed (aleyhissalâtü vesselâm)’ın hayatı da başından sonuna kadar İslâm’ın hak olduğunu ortaya koyan delillerle doludur.

– Seneler boyu “Güvenilir” lakâbını alacak bir hayat yaşıyor.

– 40 yaşında peygamberlik ve İslâm dâvâsıyla meydana çıkıyor.

– Bu dâvâyı bırakması karşılığında teklif edilen mal ve makam gibi şeyleri reddediyor.

– İslâm dâvetinden maddî bir çıkar beklemiyor.

– Bu dâvet için o asırdaki süper güçleri karşısına alıyor.

– Ortaya koyduğu ilimlerle dönemin zirve akıllarını İslâm’a çekiyor.

– Eskiden câhiliye hayatı yaşayan insanları değiştirerek “Sahâbe” yapıyor ve tarihin öncü şahsiyetleri hâline getiriyor.

– Bu sahâbeler oturup yerlerinde kalmıyor aksine 100 bin kadar sahâbe dünyanın dört bir tarafına İslâm dâvetini ulaştırmaya gidiyor.

– Kendisi ümmî olmasına rağmen Medine’de kurulan İslâm devletine mükemmel bir yöneticilik yapıyor.

– Başkalarına emrettiği ibâdetlerin en kuvvetli hâllerini başta kendisi yapıyor.

– Kur’ân’da emredilen hiçbir emirden kendisini muaf tutmuyor.

– Az yiyip az uyuyor, herkesten çok nâfile ibâdet yapıyor.

– Savaşlarda en ön safta çarpışıyor…

Tüm bunlar ve Siyer’in diğer noktaları, O’nun bu dini kendi kendine ortaya koymadığını açıkça göstermektedir.

Bu da İslâm’ın hak din olduğuna bir puan daha yazmaktadır.

13) İslâm’ın Hem İndiği Dönemde Hem de Günümüzde İnsanlara Etkisi

■ İslâm dini, sadece ilk defa indiği döneminde değil kendinden sonra 14 asır boyunca gelen insanların hayatlarında büyük değişikliklere sebep oldu.

■ Eskiden câhiliye hayatı yaşayan insanlar büyük değişiklikler yaşayarak “Sahâbe” olmuştur. Her biri bir yıldız hâline geldi.

■ Ayrıca bu insanlar öyle bir değişim yaşadı ki veda hutbesinde 120 bin civarı sahabe varken, sonra 100 bin civarı sahabe Dünya’nın dört bir tarafına bu İslâm’ı tebliğ etmeye çıktılar.

■ Hâlâ daha 1400 yıldır milyarlarca insan o Peygamber’in getirdiği hükümlere teslim oluyor.

■ O’ndan gelen ibâdetleri yerine getiriyor. Bu ibâdetler Güneş doğmadan abdest alıp sabah namazını kılmak kadar nefse ağır olsa bile…

(Şu anda Dünya üzerindeki en kalabalık ikinci inanç topluluğu İslâm’dır. Birincisi ise Hristiyanlıktır. Üç ilah gibi aklen çelişkiler içermesinin yanında Hristiyanların hayatında İslâm’daki gibi kurallılık ve devam eden günlük farz ibâdetler de yoktur… Gâliba onlardaki bu kuralsızlık ve başıboşluk olmasaydı müslüman sayısı hristiyan sayısından fazla olurdu…)

Tüm bunlar, Hazreti Muhammed (aleyhissalâtü vesselâm) bu dâvâyı kendi kendine değil Allâh’ın emri ve yardımıyla getirdiğinin açık delillerindendir.

Bu mesele de İslâm’ın hak din olduğuna bir puan daha yazmaktadır.

14) Peygamberimiz’i Uyaran Âyetler 

Kur’ân-ı Kerîm’deki bazı âyetlerin Peygamberimiz’i uyardığı ve O’nu düzelttiği görülüyor.

■ Hâlbuki şahsî faydalar güden kişiler hata yapsalar bile bunun bilinmesini istemezler.

■ İnsanları yönetmek için, siyâsî makam için veya mal için sahnede olan insanlar olabildiğince kendi hatalarını  üstünü örtmeye çalışırlar.

■ Kur’an-ı Kerîm’e baktığımızda ise Tahrîm suresi 1. âyet, İsrâ suresi 74. âyet, Enfâl suresi 67. âyet, Ahzâb suresi 37. âyet, Abese suresi 1-10. âyetler gibi Peygamberimiz’e uyarı niteliğindeki âyetler bulunduğu açıkça görülüyor.

■ Eğer kendi kendine böyle bir iddiâ ortaya atmış olsaydı (hâşâ) Kur’ân gibi her müslümanın devamlı olarak gün içinde ve namazda okuyacağı bir metne bunları koymazdı.

Bu durum Kur’ân-ı Kerîm’in O’na Allâh’tan geldiğinin delillerindendir.

Bu da İslâm’ın hak din olduğuna bir puan daha yazmaktadır.

15) Kur’ân’daki Bilimsel – İşârî Mucizeler 

“Bilimsel gözlemler” derken kastımız “hipotezler veya teoriler” değil çünkü onlar insan ürünü fikirlerdir. Yanlışlanmaya müsâittir.

Fakat doğada bizim yorumumuzdan bağımsız olarak gerçekleşen olguları “bilimsel çalışmalarla gözlemlememiz” ise doğrudan Allâh’ın yarattıklarını keşfetmemiz anlamına gelir.

■ Bulutların aslında çok ağır olduğu (A’râf suresi 57. âyet)

■ Bitkilerde de erkeklik ve dişilik bulunması (Tâhâ suresi 53. âyet)

■ Güneş’in de bir yörüngede akıp gitmesi (Yâsîn suresi 40. âyet)

■ Rüzgarların bitkileri aşılayıcı olması (Hicr suresi 22. âyet)

■ Dağların köklerinin bir kazık gibi yerin altına doğru uzanması (Nebe suresi 7. âyet)

■ Parmak uçlarının “parmak izi barındırdığı için” birçok uzuvdan daha kompleks ve kişiye özel olması (Kıyâmet suresi 4. âyet)

■ Denizlerin dibinin karanlık olması (Nûr suresi 40. âyet)

■ En güzel ve yararlı dinlenme vaktinin gece olması (En’âm suresi 96. âyet)

■ Aniden göğe doğru yükselmenin basınç farkından dolayı göğsü daraltması (En’âm suresi 125. âyet)

Ve daha bunlar gibi birçok bilimsel gözlemin işârî olarak Kur’ân’da bir arada bulunması da insanları tefekkür ve tedebbüre sevk edici delillerdendir.

Bu da İslâm’ı hak din olduğuna bir puan daha yazmaktadır.

16) Tamamen Helâk Olan Kavimlerin Neslinin Tükenmiş Olması

Kur’ân-ı Kerîm’de toplu bir şekilde helâk olan kavimlerden bahsetmektedir.

Bunlardan bir tanesi de İsrailoğulları’na karşı savaşan Firavun ve akrabalarıdır.

Meryem Suresi 98. Âyette şöyle bildiriliyor:
“Biz, onlardan önce nice kavimleri helâk ettik. Sen, onların herhangi birinden (bir varlık emâresi) hissediyor veya cılız da olsa bir ses işitiyor musun?”

Gerçekten de Allah’ın “Onları kurtardık.” dediği İsrailoğulları halâ mevcut iken

helâk edildiği bildirilen Firavun ve soyundan eser kalmamıştır.

Bu gibi örnekler İslâm’ın hak din olduğuna bir puan daha yazmaktadır.

17) Diğer Kitaplarda Peygamberlerin “Biz Gideceğiz. Size Başka Görevli Gelecek.” Diyerek Hazreti Muhammed (aleyhisselam)’ı Müjdelediklerinin Geçmesi ve Bununla Kur’an Ayetlerinin Uyuşması 

İncil’de şu ifâdeler geçmektedir:

Yuhanna 14, 16: Ben de Baba’ya yalvaracağım ve O size başka bir “Paraklit” gönderecektir.

Yuhanna 14, 26: Ama Baba’nın benim adımla göndereceği Paraklit, size her şeyi öğretecek, bütün söylediklerimi size hatırlatacak.

Yuhanna 16, 7: Bununla beraber ben size gerçeği söylüyorum. Benim gitmem sizin için hayırlıdır. Çünkü ben gitmezsem Paraklit size gelmez. Fakat gidersem onu size gönderirim.

Yuhanna 16, 8: Ve o geldiği zaman günah, doğruluk ve hüküm konusunda dünyayı suçlu olduğuna ikna edecektir.

Yunanna 16, 13: Ne var ki o, yani Gerçeğin Ruhu gelince, sizi tüm gerçeğe yöneltecek. Çünkü kendiliğinden konuşmayacak, yalnız duyduklarını söyleyecek ve gelecek şeyleri size bildirecektir.

Yuhanna 16, 14: O beni övecek. Çünkü benim olandan alıp, size  bildirecek.

Hristiyanlar tarafından genelde Paraklit – Faraklit kelimesi “Kutsak Ruh” olarak anlaşılsa da bir çok dil bilimci  Hazreti İsa (aleyhisselâm)’ın konuştuğu Aramice’de bu kelimenin Arapça’daki “Ahmed” lafzına karşılık geldiğini söylemiştir.

Kur’ân-ı Kerîm, Saff Suresi 6. Ayette şöyle buyurmaktadır:

“Meryem oğlu Îsâ da şöyle demişti: “Ey İsrâiloğulları! Bilin ki ben, benden önceki Tevrat’ı doğrulamak ve benden sonra gelecek Ahmed isimli elçiyi müjdelemek üzere size Allah tarafından gönderilmiş elçiyim.”

Bu da İslâm’ın hak din olduğuna bir puan daha yazmaktadır.

18) İslâm Hukûku: Suçtan Önce Engelleyici Ahlâk Sistemi – Suçtan Sonra Caydırıcı Ceza Sistemi

Bir suçu cezalandırmaktan çok çok daha önemli olan, o suçun hiç işlenmemesi için gerekli zemini oluşturmaktır.

Tıpkı tıptaki en önemli noktalardan birisinin “Koruyucu Hekimlik” olması gibi.

Diğer muharref dinler ve bâtıl ideolojiler “İyi olun! Yardımlaşın! Suç işlemeyin!” gibi temel şeyleri sürekli vurgulasa da bu amaçlara ulaştıracak bir sistem sadece İslâm’da mevcuttur.

Diğerleri bunları yalnızca slogan olarak söyler. Ama bunlara giden yolları kurmaz.

■ Meselâ İslâm önce zekât sistemiyle zenginlerin fakirlere düzenli olarak destek olmasını emreder.

■ Bununla birlikte faiz gibi zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapan uygulamaları yasaklar.

■ Sonra yemin bozmak, zıhâr yapmak vb. şeylerin keffâreti olarak da 10 fakiri doyurmak, 60 fakiri doyurmak gibi cezalar koyar.

■ Aynı zamanda çok düşkün olanlara Beytü’l Mâl’den yardım edilmesini sağlar.

■ İnsanlığın aslî ihtiyacı olan yemek içmek gibi şeyleri “belli bir asgari sınıra kadar” ücret ödenmeyecek hak sayar.

■ Tüm bunlara rağmen aç vb. değilken değerli bir malı veya belli miktar bir parayı çalana da caydırıcı cezalar uygulanacağını ilân eder.

■ İşte bu sistem suçu cezalandırmaktan çok daha mühim olan “suçun işlenmesini baştan engellemek” adına mükemmel bir düzendir.

Aynısını örtü emri, zinanın yasaklanması vb. gibi durumlar için de düşünebiliriz.

İşte bu durum İslâm’ın hak din olduğuna bir puan daha yazmaktadır.

19) İnkârcıların Sözde veya Fiilde Çelişkiye Düşmekten Kurtulamaması

■ “İnsan da bir hayvandır. Dünya ve diğer şeyler insan için yaratılmamıştır İnsan üstün değildir.” diyenler hiç de bu felsefeye göre yaşamıyor. Hayvansal ve bitkisel gıdalar tüketiyor, hayvansal ve bitkisel ürünler kullanıyor.

Yani dünyadaki hayvanları ve bitkileri insan merkezli olarak insan için kullanıyor. Aslında bu kullanıma cansızları da eklememiz gerekirdi ama bu çelişki bile onların durumunu bize anlatıyor.

■ “Ben Allâh’a veya meleklere inanmam, çünkü sadece bilimsel şeylere inanırım.” diyenler, hiçbir bilimsel dayanağı olmadığı hâlde “Dünya simülasyon değil gerçektir. Diğer insanlar da benim gibi acı çeker, mutlu olur.” diye inanıyor. Bilimsel olmamasına rağmen “iyilik, kötülük, güzellik, çirkinlik, suç ve ahlâkî kurallar” gibi olguları kabul ediyor.

■ “İnsanlara gelmiş hiçbir kural yoktur. İnsanlar başıboştur.” diyen ateist, deist ve agnostikler hiç de bu felsefeye göre yaşamıyor.

Günlük hayatta kendileri dikkat ettiği gibi birçok insanın da belli kurallara uygun yaşamasını istiyor.

Kötülük yapanlara tıpkı İslâm’ın emrettiği gibi o da kızıyor, karşı çıkıyor.

Mantıksal bir zemine oturtamamalarına rağmen “iyilik, kötülük” gibi olguları kabul ediyor ve hayatlarını bu olguları da göz önünde bulundurarak yaşıyor.

Bu örnekler daha da arttırılabilir. Sonuç olarak bir inkârc, bazı konularda bazı felsefî söylemleri sloganlaştırabilir ama hayatını çelişkiye düşmeden yaşayamaz.

Bu durum da İslâm’ın hak din olduğuna bir puan daha yazmaktadır.

20) İslâm’ın Fıtratımıza Uygun Evrensel Ahlâk Yargılarını İlan Etmesi

İslâm; ırkçılığın olduğu, güçlünün güçsüzü ezdiği, kabile savaşlarının yapıldığı, ticarette hilelerin bulunduğu, doğan ilk kız çocuklarının öldürüldüğü ve daha çeşitli zulümlerin Dünya’da ve Arap topraklarında yaygın olduğu bir zamanda indirilmiştir.

Ve sadece indiği dönemdekilere kıyâmete kadar gelecek tüm insanlara bakan genel – geçer üst ahlâk kurallarını ilân etmiştir.

■ “Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yolcuya, sorumluluğunuz altında bulunanlara iyi davranın.” (Nisâ: 36)

■ “Yalan sözden uzak durun.” (Hacc: 30)

■ “Yetim malı yemeyin.” (İsra: 34)

■ “Ahde vefalı olun.” (İsra: 34)

■ “Anne – babaya ‘öf’ bile deme.” (İsra: 23)

■ “Birbirinizin ayıplarını araştırmayın.” (Hucurât: 12)

■ “Ölçmeyi de adâletle yapın. Tartıda eksiklik yapmayın.” (Rahmân: 9)

■ “Affetmeyi seç.” (A’râf: 199)

■ “Zekâtı verin.” (Nûr: 56)

■ “İnsanların mallarını ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.” (Şu’arâ: 183)

■ “Hanımlarınızla iyi geçinin.” (Nisâ: 19)

■ “O (muttakî kullar) öfkelerini yutarlar.” (Âl-i İmrân 134)

■ “Kendi evinizden başka evlere izin almadan girmeyin.” (Nûr: 27)

■ “Mümin erkeklere söyle gözlerini (haramdan) yumsunlar.” (Nûr: 30)

Ve bahsi geçen dönemde inerek genel ahlâk temellerini ilân eden diğer âyetler…

Bunlar da İslâm’ın hak din olduğuna bir puan daha yazmaktadır.

21) Kur’ân-ı Kerîm’de Bulunan Matematiksel Uyum ve Ölçüler 

Bu husus sadece başlık olarak yazıldı. Kur’ân’ın böyle bir yönüne de dikkat çekmek ve ilgilileri yönlendirmek için.

Bu hususta çok iddialı çalışmalar bulunsa da henüz içeriğini tahkîk etme imkânımız olmadığı için altını ilgililere bırakıyoruz.

22) Kasıtlı Bir Şekilde Hükmü Açıklanmayan Şeyler 

İslâm’a göre Kur’ân-ı Kerîm son kitap, Hazreti Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) son peygamber olduğuna göre bu din kıyâmete kadar gelecek insanların ihtiyaçlarını karşılamalıdır.

Bu ise bazı konularda geride geçtiği gibi hükümler koyarak bazı konularda ise hüküm koymayarak mümkün olabilir.

İşte İslâm, tam da bu dediğimize uygun bir şekilde bazı meselelerin hükmünü net çizgilerle çekmeden insanlara bırakıyor.

■ Mâide suresi 101. âyette de bu vurgulanmıştır:

“Ey iman edenler! Açıklandığı takdirde sizi sıkıntıya sokacak hususlarda soru sormayın. Kur’an indirilirken böyle sorular sorarsanız size açıklanır. Allah onlardan sizi muaf tutmuştur. Allah çok bağışlayıcıdır, halîmdir.”

■ Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) de şöyle buyurmuştur:

“… Allâh size merhametinden dolayı bazı şeylerin hükmünü söylememiştir. Onlar hakkında sormayın.”

(Dârekutnî, Hâkim, Beyhakî)

Bu da her dönemde gelen çeşit çeşit insanlar için geniş bir amel sahası oluşturmuş oluyor.

Meselâ “Sadece şu kumaşla örtünün.” diye bir emir olmaması, “Sadece şu para çeşidi ile satış yapın.” denmemesi, “Şu kadar katlı evden başka yapmayın.” gibi bir yasak olmaması vb. durumlar değişen yaşam şartlarında bir esneklik oluşturmaktadır.

O yüzden İslâm böyle şeylerde genelde dış vasıfları zikredip konunun içeriğini bizlere bırakmıştır.

Bu da İslâm’ın hak din olduğuna bir puan daha yazmaktadır.

23) İslâm’ın Hayata Getirdiği Açıklama

Her incelememizde bizleri daha da hayrete düşüren mucizevî bir kâinatta yaşıyoruz.

■ Her parça ayrı bir deryâ, her olgu ayrı bir sır… Canlılar toplu hâlde hareket ederken son derece uyumlu, tek bir canlının hücreleri de ortak faydaya hizmet ederken gayet düzenli…

■ Cansız maddelerin bir araya gelmesinden duyan, ağlayan, gülen, düşünen insan meydana geliyor ve biz bunu sadece seyrediyoruz…

Mikro âleme indikçe şaşırıyoruz, makro âlemde ilerledikçe şaşırıyoruz…

Hayat, bizim bakmamız için düzenlenmiş bir mucize galerisi gibi…

■ Materyalist, naturalist, determinist, pozitivist kafalar bu evrenin kocaman bir atom çöplüğü olduğunu, her şeyin cisimden ibâret olduğunu, hiçbir şeyin anlamı olmadığını iddiâ etmektedir.

■ İslâm ise bu evrenin delil ve mucizeler sergisi olduğunu, her şeyin anlamlarla yüklü olduğunu söylemektedir.

■ Bu konuyu anlamak için klasik bir misâl olarak müze örneği verilir.

Her şeyin düzenli olduğu bir müzeye girdiğimizi farz edelim.

Bir adam bize gelerek “Bu gördüğün şeylerin bir mânâsı yok. Burası öylesine bir çöplük.” dedi.

Başka birisi de gelerek tek tek tüm eserlerin mânâsını, o eserlerdeki incelikleri ve tüm çalışmaların birbiriyle olan bağlantısını bize anlattı.

O kişinin bu anlam inşası bizde “Demek ki bu kişi doğru söylüyor, burası hurdalık değil anlamlı ve sanatlı bir müze.” düşüncesini oluşturur.

■ İşte İslâm’ın evren, insan, canlı, ölüm, ahlâk vb. şeyler hakkında yaptığı açıklamalar burasının mânâsız olmadığını söylüyor:

– İnsan başıboş değildir. (Kıyâmet: 36)

– Dünyada yapılanların hesabı ahirette verilecektir. (Hicr: 92)

– Dünyadaki diğer şeyler insan için yaratıldı. (Bakara: 29)

– Bazı hayvanlar insanların binmesi için yaratılmıştır. (Nahl: 8)

– Bazı hayvanlar insanların yemesi için yaratılmıştır. (Nahl: 5)

– Dünya hayatı mutlaka korku,  açlık, malların azlığı, can tehlikesi, ekin azlığı gibi çeşitli imtihanlarla dolu olacaktır. (Bakara: 155)

– Ölümsüzlük bulunamayacak. (Âl-i İmrân: 185)

– İnsanı ilk defa yoktan kim yaratıp bu hâle kim getirdiyse âhirete de O diriltecektir. (Yâsîn: 79)

– İnsanlığın bildiği şeyler bilmediklerine göre her zaman azdır. (İsrâ: 85)

ve diğer anlam inşâ eden ayetler…

■ Bu âyetlerden sonra bu Dünya’nın kuralsız, başıboş, hesapsız, hiçliğe gidecek bşr hurdalık olduğunu söyleyenleri de dinleyelim.

Bakalım hangisi bu hayatı daha iyi anlatıyor. Daha anlamlı ve daha tutarlı bir bakış açısı inşa edebiliyor.

Bu durum da İslâm’ın hak din olduğuna bir puan daha yazmaktadır.

24) Tüm Delillerin ve İşâretlerin Ortak Sonucu 

■ Aklî zorunluluklar yoluyla ulaştığımız İlâh özellikleri ile İslâm’ın anlattığı İlâh vasıflarının uyuşması…

(Yaratıcı’nın tek olması, ezelî olması vb.)

■ İslâm’ın en temel vurgularından biri olan “başlı ve sonlu evren” konusunun aklî ve bilimsel delillerle kuvvet kazanması…

■ İlâhî ahlâk sistemine olan ihtiyâcımız…

■ İslâm’ın koyduğu üstün ahlâk ilkeleri…

■ İslâm’ın delil isteyen ve delil getiren bir din olması…

■ Kur’ân-ı Kerîm’in hâlâ ilk günkü gibi duran meydan okumaları…

■ Kur’ân’ın korunma şekli ve değişmemesi…

■ Kur’ân’ın gelecekle ilgili verdiği haberler…

■ Kur’an üslubu ile hadis üslubunun birbirine karışmaması…

■ Hazreti Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in hayatı ve bu dinş yaşayış şekli…

■ İslâm’ın hem indiği dönemde hem de günümüzde insanlara etkisi…

■ Peygamberi uyaran âyetler…

■ Kur’ân’daki bilimsel – işârî mucizeler…

■ Kur’ân’dakş matematiksel uyum ve ölçüler…

■ Diğer kitapların son peygambere vurgu yapması…

■ İslâm’ın suç önleyici ilkeleri ve suçtan sonra caydırıcı cezaları…

■ İslâm dışı ideolojileri savunanların sözde veya fiilde çelişkiye düşmekten kurtulamaması…

■ İslâm’da kasıtlı bir şekilde hükmü açıklanmayan konular…

■ İslâm’ın hayata getirdiği açıklama ve diğer felsefelerin açıklamalarının kıyaslanması…

ve daha diğer deliller…

 

و الحمد لله رب العالمين

👤 Mehmet Yalçın

📃 Telegram Akâid – Kelâm Grup Linki: https://t.me/akaidkelam

 

 

 

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir