
İslâm’da Çok Eşlilik Uygulaması Neden Var? Bunu Nasıl İzah Edeceksiniz?
Hemen ifade edelim ki bunun izah edilmeye ihtiyaç duyacak şekilde kusurlu bir yanı yoktur. Zira çok eşlilik konusu İslam’ın serbest bıraktığı bir konudur; emrettiği değil. Bakınız, bu cümle son derece önemlidir: İslâm çok eşliliği emir veya teşvik etmemektedir bilakis serbest bırakmaktadır. Bu serbestliğin de birazdan zikredeceğimiz üzere belli bir çerçevesi ve şartları vardır.
Cahiliye döneminde kadın hiçbir hakkı olmayan, bir eşya misali alınıp satılabilen bir mal gibi kabul ediliyordu. Arap toplumunda zengin ve üst düzey olan kişiler dilediğince kadınla evlenebiliyor ve bunun için sayısal anlamda herhangi bir sınır tanımıyorlardı. Halktan erkeklerin ise tek eşleri vardı.[1] İslâm bu uygulamayı düzenleyerek çok eşlilik meselesine sınır getirdi. Buna göre bir kişi en fazla dört kadınla evlenebilecekti. İlgili ayet-i kerîme şöyledir: “Eğer (kendileriyle evlendiğiniz takdirde) yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız beğendiğiniz (veya size helâl olan) kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın.”[2]
İslâmiyet çok eşliliğe müsaade ederken buna bir çerçeve çizmiştir. Yani çok evlilik hangi şekilde olursa olsun serbesttir dememiştir. Buna göre İslâm çok eşli olabilmek için şu hususlara riayet edilmesini şart koşmuştur:
1. Hanımlar arasında güzel davranış, yanında geceleme, nafakasını temin etme gibi hususlarda adil olunması gerekir. Şayet bu adalete riayet edilemeyecekse çok evlilik yapılması caiz olmayacaktır. Nitekim yukarıda zikrettiğimiz ayetin devamında Cenab-ı Allah: “Haksızlık yapmaktan korkarsanız bir tane alın.” buyurmaktadır. Aynı şekilde Hz. Peygamber de: “Kimin iki hanımı olur da aralarında adaleti sağlamazsa kıyamet gününde bir tarafı felçli olarak (huzura) gelecektir.”[3] buyurmuştur.
2. Çok eşlilik yapacak olan kişinin tüm eşlerine bakabilecek seviyede bir gelirinin de olması gerekir. Aksi takdirde bir kadınla evlenip onun nafakasını temin etmemek onu mağdur etmek anlamına gelecektir. Aile müessesesiyle kadını koruma altına alan İslâm böyle bir evliliğe müsaade etmeyecektir.
Bu noktada bir şeyin dikkatimizi çekmiş olması lazımdır: İslâm, cahiliyenin sırf şehevî maksatla yapılan çok eşli evliliğinin aksine kadının hakkını korumaktadır. Yani bir yerde kadınla evlenme söz konusu ise orada o kadının hakkı vardır: Mehri verilecek, haksız yere boşanmayacak, Allah’ın bir emaneti olarak bilinecek[4] ve nafakası temin edilecektir. Bugün çok eşliliğe karşı çıkan Batı ve onun zihniyetindekiler ise çok eşli değil “çok çeşitli” bir hayat yaşamaktadırlar. Yani onlara göre, her kadına her an ulaşılabilmeli, birlikte olunabilmelidir. Yaşadıkları hayat modellerine baktığınızda bunu rahatlıkla göreceksiniz. Bu tamamen kadını cinsel yönünden istifade ederek bayağılaştırma anlayışıdır.
Gündelik, haftalık, aylık beraberliklerle ömürlerinde onlarca yüzlerce kadınla gayr-i meşru beraber olabilmeyi normal sayıp savunanlar, aile hayatının bir modeli olan çok eşli nikahlılığı eleştirmektedirler. Şu hale bakınız, onlar birlikte oldukları kadını bir şehvet objesi gibi kullanmakta ve bunun karşılığında kadın için hiçbir hak söz konusu olmamaktadır. Yani kimin kimle beraber olduğunun belli olmadığı “çok çeşitli” bir hayat normal, bir kişinin her şeyiyle sorumluluklarını üstlendiği birden fazla nikahlı eşinin olması, bunlardan neslinin devam etmesi anormal öyle mi? Allah aşkına hangi sağlam akıl böyle bir muhakemeyi doğru kabul edebilir? Edemediği içindir ki, bazı batılı düşünürler Müslümanlar’ın bu noktada isabet ettiklerini söyleyerek batının çok eşliliğe karşı çıkıp da “çok çeşitli” ilişkileri normalize etmesinin iki yüzlülük olduğunu söylemişlerdir.[5]
Meselenin şu boyutu da var: Bu meseleyi sürekli gündeme taşıyan seküler kesimin tepkilerine bakılacak olsa, zannederiz ki Müslümanların çoğu çok eşlidir. Oysa tarihten bugüne İslâm toplumlarında çok eşli olan kişiler yüzde onudur. Yani öteden beri Müslüman toplumlarda tek eşlilik hep yaygın olan nikah türü olarak gelmiştir. Hal bu iken, sanki çok eşlilik meselesi Müslüman toplumların çoğunluğunun uyguladığı veya İslâm’ın kesinkes emrettiği bir meseleymiş gibi gündemde tutulması elbette İslâm’a saldırı amacını taşımaktadır. Fakat, yaşadıkları karanlık hayatlarda her daim başka kadınlarla beraber olarak şehvet tutkunu haline gelmiş olanların İslâm’ın serbest bırakarak düzenli hale getirdiği çok eşlilik uygulamasını eleştirmeleri sadece kendi kusurlarını faş etmeye yarayacaktır.
Şunu da ifade edelim ki, İslâm’ın düzenleyerek serbest bıraktığı her fiil gibi çok eşlilik uygulamasının da birçok hikmetleri vardır. Bunlar içerisinden ilk akla gelenleri şöyle sıralamamız mümkündür:
1. Milletlerin güçlü ve itibarlı olmalarında nüfusun çok önemli bir faktör olduğu tartışılmazdır. Çok eşlilik nüfusun daha fazla artmasına katkı sağlayacağından dolayı bir nevi milletlerin güçlenmesine de sebep olacaktır. Kuşkusuz ki nüfus bakımından güç elde edilebilmesinin meşru yolu çok eşliliktir.
2. Bazen kişi ahlâkı ahlâkına, adetleri adetine uymayan bir hanımla evlenme durumunda kalabilir. Bu durumda kalan kişi evliliğinin hiçbir şekilde yürümeyeceğini sezdiğinde yapabileceği iki şey vardır: Birincisi, bu hanımını boşayıp başka biriyle evlenmek ki bugünkü kanunların müsaade ettiği ihtimal de budur. Fakat bu ihtimalde daha fazla mağdur olan taraf kadın tarafı olabilmektedir. İkincisi ise kişinin bu hanımını da nikahı altında tutmak kaydıyla ikinci kez evlenmesidir. Bu da çok eşliliği tercih etmesi demektir. Hiç şüphesiz bu ihtimali tercih etmek birinci hanımın mağduriyet yaşamaması açısından daha yararlıdır.
3. Savaşlar nedeniyle erkek nüfusu kimi zaman azalmakta ve kadınlar nüfus bakımından erkeklerden katbekat fazla olabilmektedirler. Bu şekildeki bir durum zamanla toplumda farklı ahlâki bozulmalara sebebiyet verebilecektir. Böyle bir durumda da çok eşliliğin önünün açılması bahsi yapılan bozulmalara engel olacaktır.
4. Hamilelik, hayız ve nifas hallerinde erkeklerin hanımlarından cinsel anlamda istifade edememe durumu olmaktadır. Bu da erkeğin o zamanlarda haramlara meyletmesine sebep olabilecek bir durumdur. Erkeğin başka hanımı olursa diğer hanımıyla birlikte olamadığı zamanlarda ihtiyacını helal yoldan görebilme ihtimali olmuş olur.
5. Hanımlar bazen doğurgan olmayabilmektedirler. Yahut menopoza girmeleri sebebiyle çocuk doğurmaları söz konusu olmaktan çıkabilmektedir. Bu durumda neslini devam ettirmek isteyen erkek başka bir hanımla evlenerek bu isteğini helal yoldan temin edebilir.[6]
Görüldüğü gibi İslâm’ın çok eşliliği serbest bırakmasında ferd, aile ve toplum planında çokça hikmetler vardır. Ancak bu hikmetleri anlayabilmek için her türlü küfrün mülevves fikirlerinden kurtulmuş bir zihinle düşünülmesi gerekir. İslâm’ın serbest bıraktığı bu uygulamayı karalamaya çalışanların temel problemi böyle bir zihin dünyasından yoksun olmalarıdır.
Peki, Kadınların Neden Böyle Bir Hakkı Yok?
Bazı sorular gerçekten cevap arandığı için sorulur. Bazıları ise meseleyi daha da yokuşa sürebilmek ve atı arabanın arkasına verebilmek için sorulur. Aslında bu soru da o türden bir sorudur. Çünkü erkek ve kadın yapısının, fiziksel ve biyolojik konumlarının farklı olduğunu herkes bilmektedir. O halde bu farklılığa rağmen böyle bir soru nasıl sorulabilir? En basitinden, bir erkeğin dört kadınla evlenmesi durumunda her biri ayrı hanımdan dört tane nesebi belli çocuğu olur. Fakat tersi söz konusu olursa? Yani bir kadın dört erkekle aynı anda evli olursa ne olur? Çocuk doğar ve doğan çocuğun nesep olarak kime ait olduğu da belli olmaz. Bu noktada “olmazsa olmasın” demek inatçı bir reflekstir. Çünkü tüm dünyada nesep mefhumunun ortadan kalktığını bir düşünün! Miras hukuku gibi birçok meseleleri nasıl halledeceksiniz?
Bugün devletlerde nüfus meselesinin toplumdaki disiplini oluşturabilmek için ne kadar önemli olduğunu anlatmaya gerek var mı? Ayrıca şunu da herkes vicdânî olarak kendine sormalıdır: Kim nesepsiz bir insan olarak bu hayatta yaşamak ister? Aklı başında, ahlâki dejenerasyona uğramamış hiç kimse. Öyleyse erkeklerin çok eşliliği hakkını kadın-erkek eşitliği üzerinden kadına da tanımaya çalışmak, bu noktayı sorgulamak tamamen mantık dışıdır.
[1] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukûk-i İslâmiyye ve İstılähât-ı Fıkhiyye Ka-musu, 1967, İstanbul, s. 112.
[2] Nisâ, 3.
[3] Tirmizi, “Kitâbu’n-Nikah”, No: 1141; Hakim, el-Müstedrek, No: 2759.
[4] Tirmizi, “Kitâbu’r-Rada”, No: 1163.
[5] Kevser Kamil Ali, Nizamu Ta’addüdi’z-Zevcati fi’l-Islam, Daru’l-İtisam, s. 217 vd.
[6] Muhammed Zahid el-Kevserl, Makâlât, el-Mektebetu’t-Tevfikıyye, Kahire, 207 vd.
✍🏻 Yazı: Ömer Faruk Korkmaz
📖 Kaynak: Sorun Kalmasın 1, Dirayet Yayınları, s.229
Bir yanıt yazın