Arama Yapın:

Allâh Bizden Niçin İbadet Etmemizi İstiyor? | Ömer Faruk Korkmaz

Allâh Bizden Niçin İbadet Etmemizi İstiyor?

Bu soruyu soran kişinin temel problemi, ‘istemek’ ile ‘ihtiyacı olmak’ arasında zorunlu bir ilişki kurmuş olmasıdır. Yani sorunun mantığı, bir şeyi isteyen kişinin her zaman ve koşulda ona muhtaç olması gerektiği üzerine kurulmuştur. Halbuki bu son derece yanlıştır. Nitekim istemek ile muhtaç olmak arasında zorunlu bir gerektiricilik yoktur. Bir şeyi istemek her daim ona muhtaç olmayı gerektirmez. Kimi zaman, bir şeye ihtiyacı olmayan kişi de -farklı sebeplere binaen- o şeyi muhatabından isteyebilir. Hatta bazen bu isteme, isteyenin değil istenilen kişinin ihtiyacının olması sebebiyle bile olabilir. Günlük hayatımızda bu durumla fazlasıyla karşılaşmakta değil miyiz?

Mesela bir hoca talebesinden iyi ders çalışmasını isterken, kendisi ihtiyaç duyduğu için değil talebesi muhtaç olduğu için bunu ondan ister. Talebesinin ders çalışmaması hocaya zarar vermeyecektir. Fakat yine de hoca bir baba şefkatiyle talebesinin mutlaka ders çalışmasını ister. Hakeza bir doktor tedavisini yürüttüğü hastanın reçeteye bire bir uyarak bir an önce iyileşmesini ister. Reçeteye uymaya ihtiyacı olan kişi hastadır, doktor değil. Buna rağmen kimi zaman doktor hastadan daha çok reçeteyi takip eder ve orada yazılı olan tedavi yönteminin uygulanmasına hevesli olur. Bu noktada doktorun talebi, ‘hastanın iyileşmesine ihtiyacı olduğu’ şeklinde yorumlanabilir mi?

Bir diğer misal olarak, bir ürünü üreten kişi kullanım kılavuzunu ürünle birlikte alıcıya verir ve ürünü o kılavuzda yazanlara göre kullanmasını ister. Oysa kılavuzda yazanlara göre kullanması alıcıya fayda sağlayacaktır. Üreticinin buna ihtiyacı yoktur. Aksine o kılavuza göre kullanılmaması üreticinin kârınadır. Çünkü ilgili ürün daha çabuk bozulacak, daha hızlı şekilde tükenecektir. Böylelikle üreticiye yeni bir ürün satma imkânı doğacaktır. Ne var ki bu durum üreticiyi, sattığı malın yanında kullanacak kişiye kullanım kılavuzunu da vermekten alıkoymamaktadır. Şimdi bu durum, “Kullanım kılavuzuna üreticinin ihtiyacı mı var ki, o ürünün orada yazılı olan şekilde kullanılmasını istiyor!” şeklinde yorumlanabilir mi?

Bu basit misaller üzerinden konumuza gelecek olursak, Cenâb-ı Hak âlemlerin tamamından müstağnidir.[1] İnsanların tamamı ona muhtaç o ise her şeyden müstağni olan, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan ve övülmeye layık olandır.[2] Bununla birlikte bizim ona ibadet etmemiz kendi adımıza yaptığımız, menfaati yine bize dönen bir İyiliktir. Zira bizleri yaratan Allah bedenimizi ve bahusus ruhumuzun rahatlığını ibadetle bulabilecek şekilde yaratmıştır. Yani bedenimizin sağlıklı olabilmesi ve manevi huzuru yakalayabilmemiz ancak ve ancak Allah’ın istediği yönde bir hayat yaşamamızla mümkündür. Bugün günah bataklarında debelenen insanların nasıl buhranlar yaşadığı, çıkmazlara düştükleri, dünyevi imkânlara sahip olsalar bile ruhî bunalım yaşadıkları bizzat gördüğümüz bir durum değil midir? Esasen insanın bu durumlara düşmesi elindeki bedeni ve ruhu kullanım kılavuzuna göre kullanmamasından kaynaklanmaktadır.

Bir başka açıdan bakıldığında, yaşadığımız hayat sadece zevklerin ve eğlencelerin bulunduğu bir hayat değildir. Bu hayatın bir diğer gerçeği de acılar, bunalımlar, zorluklar, sıkıntılar ve eziyetlerdir. İbadetler, manevi dünyamızı güçlendirerek hayatın bir diğer gerçeği olan bunlara karşı bize adeta idman yaptırır. Hayatın sıkıntılarına karşı ruhen daha sağlam olmamızı sağlar. Bu durumda ibadetlere ihtiyacı olan kişilerin yine bizler olduğu, ibadetlerin faydasının yine bize dönük olduğu anlaşılmış olmaktadır.

Allah’ın bizlerden ibadet istemesi de bu durumlara düşmememiz içindir. Bizleri maddî ve manevi anlamda tertemiz kılmak içindir. Abdest ibadetinin farz kılınmasını anlatan ayetteki şu ifade bu durumu ne de güzel anlatmaktadır: “Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak ve size (ihsan ettiği) nimetini tamamlamak ister; umulur ki şükredersiniz.”[3]

Nasıl ki bir şeyi üreten kişi onun nasıl kullanılması gerektiğini en iyi bilen kişi oluyorsa insanı yoktan var eden Allah da onun bedeninin ve ruhunun nasıl rahat edeceğini en iyi bilendir. Bunu da bir ayet-i kerimede şöyle ifade buyurmaktadır: “Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.”[4] Ruh ve bedenden müteşekkil olan insanın nezih bir hayat yaşayarak ebedi mutluluğa kavuşması için vesileler olan ibadetleri Allah’ın bizden istemesi menfaati tamamen bize yönelik olan bir durumdur. Allah’ın bizden ibadet etmemizi istemesini, -hâşâ- ihtiyacı olmasına bağlamanın hem aklen hem de dinen hiçbir karşılığı yoktur.


[1] Âl-i İmrân, 97.

[2] Fâtır, 15.

[3] Mâide, 6.

[4] Ra’d, 28.

👤 Ömer Faruk Korkmaz
📖 Kaynak: Sorun Kalmasın 1, Dirayet Yayınları, s.121

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir