Arama Yapın:

A6. Nesnel Ahlâk Delili

Nesnel Ahlak Delili: Ahlâkın Temeli Olarak Allah’ın Varlığı

Giriş

Her insan, hayatı boyunca sayısız tercih yapar. Fakat bu tercihler sadece fayda-zarar hesabına dayanmaz. Bazı şeyleri iyi olduğu için yapmak, bazı şeyleri ise kötü olduğu için terk etmek gibi bir ahlâkî yönelim taşırız.

Peki nedir bu “iyi” ve “kötü”? Bunlar sadece toplumların uydurduğu kurallar mıdır? Kişisel tercihlere mi bağlıdır? Yoksa bunların nesnel, değişmeyen bir hakikati var mıdır?

İnsan fıtratı şöyle der:

Zulüm kötüdür.
Merhamet iyidir.
Adalet yücedir.
Hıyanet alçaktır.

Bu değerlerin yalnızca geçici eğilimler değil de gerçekten doğru/yanlış oluşu, bir zemine muhtaçtır. Ve işte burada şu temel gerçek ortaya çıkar:

Allah inancı olmadan, “iyi” ve “kötü” gibi ahlâkî kavramlar aklî olarak temellendirilemez.

1. İyi ve Kötü Nedir?

Ahlâkî dilde “iyi” ve “kötü”, sadece faydalı-zararlı ya da hoşa giden-hoşa gitmeyen anlamına gelmez.
– “Adalet iyidir.” dediğimizde, bu sadece “insanlar genelde adaleti sever” anlamına gelmez.
– “Zulüm kötüdür.” dediğimizde, sadece “çoğu toplum zulmü onaylamaz” demiyoruz.

Bu yargılar, objektif doğrular olarak hissedilir.
Yani adalet her zaman, her yerde, herkes için iyidir.
Zulüm ise kimden gelirse gelsin, kime yapılırsa yapılsın kötüdür.

Bu demektir ki:

Ahlâkî değerler, insanın üstünde ve insanı bağlayan evrensel gerçekliklerdir.

2. Ahlâkî Değerler Tesadüfle Açıklanamaz

Eğer insanlık yalnızca biyolojik evrimle açıklanırsa, o zaman ahlâk da yalnızca hayatta kalma içgüdüsüne indirgenmiş olur.

Fakat gerçek hayatta insan, çıkarına ters de olsa doğru olanı yapmak ister.
– Gerekirse canını verir ama vatanını satarak yaşamaz.
– Yalnız kalır ama yalan söylemez.
– Kendini feda eder ama mazlumu yalnız bırakmaz.

Bu tür davranışlar, faydayı değil, hakikati ve sorumluluğu önceleyen bir aklî ve ruhî yapıya işaret eder.

Eğer evrende sadece fizikî sebepler varsa, “iyi” ve “kötü” sadece kişisel veya toplumsal tercihlere dönüşür. O zaman kimseye “yanlış yapıyorsun” deme hakkımız kalmaz. Çünkü o zaman herkesin kendi “iyisi” olur, hakikat dağılır.

Oysa biz biliyoruz ki bazı şeyler mutlak surette kötüdür, bazıları da değişmeksizin iyidir.
İşte bu evrensellik, mutlak bir kaynağa dayanmak zorundadır.

3. Allah İnancı Olmadan İyi ve Kötü Tanımlanamaz

İyi ve kötü, ancak şu şekilde anlamlı olabilir:

  • İyi: Yaratıcının razı olduğu, yapılmasını emrettiği, insanı olgunlaştıran fiildir.

  • Kötü: Yaratıcının hoşnut olmadığı, yasakladığı, insanı çürüten ve toplumu bozan davranıştır.

Eğer böyle bir ilâhî ölçü yoksa:
– Kim belirleyecek neyin iyi, neyin kötü olduğunu?
– Bugün doğru olan yarın değişemez mi?
– Zulüm hangi temele göre kötü olacak?
– Hırsızlık hangi zemine göre kınanacak?

Eğer evrende Allah yoksa, “ahlâkî yükümlülük” anlamını kaybeder.
Ahlâk, sadece istek olur; bağlayıcılığını yitirir.
“Yapmalısın” yerini “istersen yaparsın”a bırakır.

Dolayısıyla:

İyi ve kötü ancak Allah ile anlam bulur.
Çünkü Allah;
– Ahlâkın ölçüsünü koyan,
– Kullara sorumluluk yükleyen,
– İyiliği öven, kötülüğü men eden mutlak Hak’tır.

4. Kur’ân ve Sünnet’te İyi ve Kötünün Tanımı Allah’a Bağlıdır

Kur’ân’da iyilik, ahlâk ve erdem Allah’ın isim ve sıfatlarının bir yansıması olarak sunulur:

“Şüphesiz Allah adaleti, ihsanı ve yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalığı ve azgınlığı yasaklar.”
(Nahl, 16/90)

Hz. Peygamber ﷺ ise şöyle buyurmuştur:

“Allah sizin için bazı şeyleri farz kıldı; onları terk etmeyin. Bazı şeyleri de haram kıldı; onlara yaklaşmayın…”
(Dârimî, Mukaddime, 39)

Yani İslâm’da “iyi” ve “kötü” rastgele belirlenmiş değildir.
İyi olan şey, Allah’ın razı olduğu şeydir.
Kötü olan da, Allah’ın yasakladığı şeydir.

5. Ahlâkın Aklî Temellendirilmesi Yalnızca Allah’la Mümkündür

Aklî düzlemde “iyi” ve “kötü”nün mutlak hakikatler olarak varlığını sürdürebilmesi için:

  • Sabit bir ölçü gerekir.

  • Evrensel bağlayıcılık gerekir.

  • Sonuç (ceza/mükâfat) gerekir.

Bu üçü de ancak Allah’ın varlığı ile sağlanabilir.

Yoksa ahlâkî normlar ya değişkene, ya keyfîliğe, ya da faydacı hesaplara teslim olur. Ve bu durumda ahlâk, gücün elinde oyuncak olur.

Sonuç

“İyi” ve “kötü”, sadece hissedilen şeyler değil; hakikate karşılık gelen değerlerdir.
Bu hakikatlerin dayanağı, fıtratı yaratan ve ona ölçü koyan Allah’tır.

Allah olmadan ahlâk, temelsiz bir duvara benzer:
Üzerine ne kadar güzel süsler konulsa da sonunda yıkılır.
Ama Allah ile ahlâk, hem yere hem göğe değer katar.

Bu sebeple:

“Ahlâkî gerçeklik varsa, Allah vardır.”
Ve insanın vicdanı buna tanıklık eder.


✍🏻 Yazı: “nedenislam.com” Editör Ekibi
🔗 Kaynak:

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir