
Vicdan ve Duygular Deliliyle Allah’ın Varlığı
Giriş
İnsan, hem düşünen hem de hisseden bir varlıktır. Dış dünyayı gözlemlerken, iç dünyasında sevgi, korku, pişmanlık, özlem, hayranlık, acıma, güven ihtiyacı gibi pek çok duygu yaşar. Bu duygular gelip geçici şeyler değil; insanın yaratılışında yer alan temel parçalardır. Hepimiz hayatımızın farklı anlarında bu hislerle karşılaşır, bazen ne olduğunu anlamasak da derin etkiler hissederiz. Bu yönüyle, insanın iç âlemi, Allah’ın varlığını gösteren güçlü bir işarettir. Çünkü bu duygular, sadece maddî bir düzenin değil, kişiyi kendi kendine bırakmayan bir Yaratıcının varlığına işaret eder.
İçimizde Kendiliğinden Var Olan Hisler
Kimse bize öğretmese bile, bir kötülük yaptığımızda içimizden bir rahatsızlık yükselir. Küçükken yalan söylediğimizde kalbimizin hızlı çarptığını, yüzümüzün kızardığını hatırlarız. Aynı şekilde, kimse görmese bile bir yetime yardım ettiğimizde içten bir ferahlık duyarız. Bu gibi duygular dış baskılarla değil, içimizden gelir. İyiliğe yakın, kötülüğe mesafeli durmak, içimizde doğuştan gelen bir yöneliştir.
Benzer şekilde, bir nimetle karşılaştığımızda içimizden şükretmek gelir. Soğuk bir günde sıcak bir çorba içtiğimizde, beklemediğimiz bir kolaylıkla karşılaştığımızda, içimizde “İyi ki var” dedirten bir memnuniyet oluşur. Bu duygu, sadece mutlu olma hali değildir; aynı zamanda karşılık verme, teşekkür etme ihtiyacıdır. Ama çoğu zaman bu teşekkür, görünür bir kişiye değil, görünmeyen bir Kaynak’a yönelir. O Kaynak, Allah’tır.
Sevgi, Hayranlık ve Özlem
İnsan, sevmeye meyillidir. Bir çocuğu sever, anne babasını sever, bir dostunu sever. Bazen bir ağaç gölgesini, bazen çocukluktan kalma bir eşyayı, bazen bir yeri sever. Sevgiyle birlikte, kaybetme korkusu da gelir. Sevdiği bir şeyi yitirdiğinde içi burkulur. Bazense geçmişe dönük bir özlem belirir. “O günler ne güzeldi” diyerek, bir daha dönemeyeceği zamanlara karşı içinden bir hüzün yükselir.
İnsan aynı zamanda güzelliğe ve iyiliğe hayran kalır. Bir insanın yardımseverliği karşısında, bir manzaranın sadeliği içinde ya da bir davranışın inceliğinde içinden gelen bir beğeni ve hayranlık hissi yaşar. Bu his, sadece “hoşuma gitti” demek değildir. Bazen “Bu kadar güzel bir şey nasıl olur?” dedirtecek kadar derinleşir. İnsan bu gibi anlarda, sadece karşısındaki şeye değil, onu var eden ve gösteren şeye yönelmek ister. Bu yöneliş, Allah’ın varlığına işaret eder.
Merhamet, Acıma ve Öfke
Bazen hiç tanımadığımız birinin derdine üzülür, hiç tanımadığımız bir canlının acısına içimiz burkulur. Aç bir hayvanı gördüğümüzde, sokakta ağlayan bir çocuğa rastladığımızda içimizden müdahale etmek gelir. Aynı şekilde, haksızlığa uğrayan birini görünce içimizden bir öfke yükselir. “Bu böyle olmamalıydı” deriz. Merhamet gibi öfke de sadece bireysel bir duygu değil, adalet duygusuyla bağlantılıdır. Bu da insanın içinde, kendiliğinden bir adalet düzeni beklentisi olduğunu gösterir.
Hiçbir çıkar beklemeden yapılan iyiliklerin insanda olumlu bir iz bırakması, yine bu duyguların kendiliğinden bir amacı olduğunu gösterir. Eğer bu hisler sadece tesadüfen varsa, neden hep benzer tepkiler veriyoruz? Merhameti, acımayı, öfkeyi ve adalet arayışını içimize yerleştiren biri varsa, o da bizi bu hislerle birlikte yaratmış olan Allah’tır.
Korku, Güven ve Sığınma İhtiyacı
İnsan tehlike anında korkar, yalnız kaldığında tedirgin olur, bilinmeyen bir gelecek karşısında kaygı yaşar. Kimi zaman hasta olduğunda, sevdiklerinden birini kaybettiğinde ya da çaresiz kaldığında içine kapanır, bir çıkış arar. Bu gibi anlarda insan bir güven kaynağı arar. Bir dost, bir söz, bir sığınak ister. Ama çoğu zaman bütün kapılar kapalı gibidir. İşte o anda içinden dua etmek gelir. Kimi zaman bilinçli, kimi zaman içten gelen bir yönelişle “Allah’ım yardım et” der.
Bu dua etme arzusu, sadece dindar insanlara has değildir. Birçok kişi en zor anında içinden gelen bir duayla Allah’a yönelmiştir. Bu da gösterir ki insan fıtraten böyle anlarda daha güçlü bir varlığa sığınmak ister. Kalıcı huzur arayan kalp, kendisinden daha büyük bir kaynağa yönelerek bu ihtiyacı karşılamak ister. Bu kaynak, Allah’tan başkası değildir.
Sonuç
İnsanın içinde taşıdığı bütün bu duygular —sevinç, hüzün, korku, güven arayışı, sevgi, özlem, pişmanlık, şükür, hayranlık, merhamet, öfke— sadece yaşanıp geçen hisler değildir. Hepsi bir yöne bakar. Hepsi insanı düşündürür, bazen sarsar, bazen toparlar. Bu duyguların ortak özelliği, insanı kendi sınırlarını fark etmeye, bir anlam aramaya ve nihayetinde Allah’a yönelmeye sevk etmeleridir.
İnsan ne zaman içine dönse, kendi içinde Allah’a dair bir iz bulur. Bu yüzden Allah’ın varlığına sadece gökyüzüne bakarak değil, kendi kalbimize bakarak da ulaşabiliriz. Duygular, bu yolculukta bize verilen en derin işaretlerdir.
Bir yanıt yazın