Arama Yapın:

Özetle Mantık İlmi | Latif Faruk Kavcı

Özetle Mantık İlmi

Mantık : mevzuu itibariyle; istidlal disiplinini öğreten ilimdir. Gayesi itibariyle ; Zihni düşünürken hatadan muhafaza eden ilimdir. İstidlal ne demektir? Malum bilgilerin delaleti ile meçhul bilgilere ulaşmaya istidlal denir. Malum bilgiler ise, ya katîdir, ya zannî. Katî (yani; gözlem sahasında, yada vahiy ve şahitlerin tevatürüyle naklen, ispat sahasında bulunan) malum bilgilerdir ki, bu katî (yakinî) önermeler ile yapılan istidlal, yakin netice verir. Eğer önermeler, zannî ise zannî ve teorik bilgi elde edilir. Sırasıyla tasavvurî (hüküm içermeyen, tikellerin bilgisi) ortak yönleri ve ayırıcı özellikleri ile mahiyeti yani dış dünyada mevcut tikellerin tanımlarına ve katogerize edilmesine ulaşılır. Yani cüziyattan, tüme varım ile tanımlamalar ortaya konulur. Ki algıya değil, harici gerçekliğe mutabakat ile hak yada batıl olmasının sağlaması yapılır.
Bu tanım ve tasnifler sonucunda, hükümlü bilgiler ortaya çıkar. Hüküm dediğimiz aslında, tikellere tümellerin yüklem olarak isnat edilmesidir ki, eğer bu isnat inşa değil haber ise doğru yada yalan olabilir. Tasdike, ispata ihtiyaç duyar. Böylelikle istidlalin ana malzemesi tasdikat dediğimiz malum bilgileri elde ederiz. Un şeker yağ nasıl helvanın kaynağı ise, tasavvur neticesi elde edilen tasdikat istidlalin ana malzemesidir. Mantık bilmeyen, mantık ilmini kabul etmeyen, akli yada naklî bir hükmün doğru yanlış sağlamasını yapamaz. Çünkü, doğruyu, vacip ilkelere, mümkün yada vacip harici gerçekliğe değil, kendi subjektif algısına göre değerlendirmektedir. Halbuki gerçeklik, mümkünata ait bile olsa, senin algınla değil, Allah’ın cc yaratması ile sabit olduğu haysiyetle, göreceli bir kavram değildir. Bu nedenle, harici gerçekliğe mutabık haberlere doğru, mutabık olmayan haberlere yalan denmiştir. Harici gerçeklik senin algınla var olmadığına göre, keyfine göre doğru yalan belirlemek, psikolojik bir sorundur.
Gerçeklik, şayet Allah cc ve Allah’a ait sıfatlar gibi vacip bir gerçeklik ise, değişken, yokluğa kabil bir gerçeklik olamaz. Muhal diye tabir edilen, zaruri yokluk dahi, vacip olanın zorunluluğuna dayalıdır. Mantığın dört vacip ilkesi dahi, dış dünyada vacip ve muhal durumlar üzerine tespit edildiği haysiyetle, ezelidir, değişmez.

Bu cahil kişi, mantık bilmediği için, mantık ilminin her meselesine ezeli hükmü verdiğimizi zannedip, mümkün durumların değişime kabil olması, yokluğu olası olmasından yola çıkarak, vacip esaslardan ibaret mantık ilkelerinin delinebileceği gibi salakça bir hüküm vermiştir. Madem vacip esaslar delinebiliyor, öyleyse Allah cc kendini çoğaltabilir, yok edebilir gibi zırvaları da kabul etmesi gerekir. Yok, böyle bir şey imkansız diyor ise, vacip ilkelerinin ezeliyetini itiraf etmiş olur.

Mantığın Vacip Dört İlkesi Şunlardır:

1-Özdeşlik ilkesi

Bir şey, dış dünyada ne ise odur ve öyle tanımlanır, yani tanımlanmalıdır. Dış dünyada varlık, ya Allah cc gibi vacip, yada mümkün gibi Allah’ın cc yaratmasına mebnidir. Senin mantıksız çıkarımların, realiteye ademi mutabakat ile butlana nispet edilir. Bir şey nefsel emirde sabit olan gerçekliği ile tanımlandı mı başka bir şekilde tanımlanması özürlenir. Hakikat senin algınla değil, ya Allah gibi zatıyla, ya mahluk hakikat gibi yaratmayla sabittir. Öyleyse yaratmaya yada vacip vücuda mutabık olarak tanımlandıktan sonra, onun başka bir şey olması özürlenmiştir. Bu özdeşlik ilkesidir. Yani bir şey ne ise odur, keyfe göre değişmez. Vacipse vacip, mümkünse mümkün, muhalse muhaldir. Sağlaması algına değil, vacip ve mümkün varlığın sabit realetisene bağlıdır.

2-Çelişmezlik ilkesi

Bir şey ya vardır ya yoktur. Aynı şeyin, aynı anda hem var olması hem yok olması düşünülemez. Öyleyse, aynı mevzu ve yükleme, hem ispat hem selb yönelemez. Zeyd ayaktadır, sözümüz doğru ise ayakta değil sözümüz yalandır. Ayakta olmaması doğru ise, ayakta olduğu yalandır. İkisi aynı anda hem yalan hem doğru olamaz. Olursa çelişki oluşur ki bu muhaldir.

Eğer muhalin yani takdiri imkansız durumların varlığı iddia edilirse, vacip vücudun da yokluğu iddia edilmesine cevaz verilmiş olur ki buna ihtimal vermek bile küfürdür.

3: Üçüncü halin imkansızlığı ilkesi

Çelişmezlik ilkesinin temelidir. Bir şey ya var ya yoktur dedik. İkisi arasında bir mertebe yoktur. Bazı eblehler, siyahla beyaz arasında gri olması ile bu ilkeye itiraz etse de, bu onun eblehliğinin itirafı mesabesindedir. Zira mesele varlığın nevilerinin bulunması değil, aynı varlığın, aynı anda, hem var hem yok sayılmasıdır. Var ile yok arasında bir mertebe varsa buyursun bunu özdeşlik ilkesi ile ispatlı bir şekilde tanımlasın o vakit. Bir şey aynı anda hem siyah hem siyah olmayan olamaz. Hem gri hem gri olmayan olamaz. Hem beyaz hem beyaz olmayan olamaz. Buyursunlar, varsa üçüncü bir mertebe önce tanımını yapsınlar. Var olmayan, ama yok da olmayan şey nedir, tarif etsinler. Ne diyecekler. Varok mu, Yovar mı?

4: Yeterli sebep ilkesi :

Tüm tikel yargılar, nefsel emirde (realitede) sabit
tümel yargılara bağlıdır. Su akıcıdır. Zira realitede bir sıvıdır. Ve tüm sıvılar akıcıdır gibi küllî bir yargıya binaen, suyun akıcılığı ispat edilir. Her hangi bir cüzî hüküm, yeterli sebep olmadan, ilim ifade etmez. Tümeller ise harici gerçekliğe bağlı olarak belirlenir dedik. Keyfe göre değişmez. Buna göre eşyanın fıtratına mülayim bir subutu ve gerçekliği mevcuttur. Ama yaratmaya mebnidir, ama vacip olarak mevcuttur. Keyfe göre ilmi mahiyet ve tümel belirlenemez. İlim maluma, malum ise gözlem ile sabit mevcuda tabidir. Mevcut için ikinci bir mertebedir ilim. Bir nevi ayna diye de tabir edilmiştir.

Fakat mümkünün gerçekliği sanal olması, yaratma ve takdirle sabit olması hasebiyle, yaratıcısı için vacip bir gerçeklik değildir. Sanal fertler adına gerçekliktir.

Sanal fertler için ise muhakkak yeterli bir varlık illeti bulunmalıdır.

Yoktan varlık sahasına çıkan her şeyin muhakkak bir varlık illeti bulunmalıdır.
Aksi takdirde, yoktan nasıl varlık sahasına çıkabilirdi ki.

Eğer varlık illeti de, kendisi gibi yoktan varlığa çıktıysa, bu onun varlık sahasına çıkması için yeterli bir sebep olamaz. Zira o da varlığını bir başkasından alıyor. Bu böyle sonsuza kadar gitse, yok olan varlık sahasına çıkamazdı. Öyleyse, yoktan var olmayan, hep var olan, vacip bir varlık illetine dayanmalıdır tüm hadis varlıklar. O da vacibul vücuttur ki Allah’ın cc ezeli, değişmez, yokluğa konu olmaz zatı ve zatından ayrılmayan hakiki sıfatlarıdır.

Bu arkadaş, mantık ilkelerini hangi mantıkla reddetmiş, ona sorun. Kendisi mümkünatın hakikatlerinin yaratıcısı mıdır ki, gerçekliğin subutunu kendine göre belirliyor ve yok sayıyor.
Allah’ın cc yokluğa kabil olduğunu mu iddia ediyor ki, vacip bir nedenselliği, gerçekliğe mebni özdeşlik ve çelişmezlik ilkelerinin delinebileceği iddiasıyla zırvalıyor. Dolu kaba ne doldurabilir ki insan. Kendini biliyor zanneden bir cahile ne anlatılabilir ki… Cahil ile tartışılmaz. Elbette kendini şeyhülislam zanneden cehli mürekkebi kastediyorum. Yoksa bilmemek mahlukun ayrılmaz bir parçasıdır.


👤 Latif Faruk Kavcı

📃 Telegram Akâid – Kelâm Grup Linki: https://t.me/akaidkelam

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir