
Evrende Bilim ve Teknoloji Yapabilmek: Allah’ın Varlığına Bir Delil
İnsanlık tarih boyunca evreni gözlemlemiş, ondaki düzeni fark etmiş ve bu düzenden anlamlar çıkararak bilim ve teknoloji geliştirmiştir. Bu süreç, sadece insanın aklına değil, aynı zamanda evrenin yapısına da işaret eder. Zira bilim yapabilmek için iki temel unsur gerekir: Anlaşılabilir bir evren ve anlayabilecek bir zihin. Her ikisinin de bir araya gelmesi, kör tesadüflerle açıklanamayacak kadar dikkat çekici ve anlamlıdır.
Evren, başıboş ve kaotik değil; bilakis ölçülü, yasalarla yönetilen ve düzenli bir yapıya sahiptir. Yerçekimi, elektromanyetizma, ışığın hızı, elementlerin bağ yapısı, DNA’nın kodlanma sistemi gibi binlerce örnek, evrende gözlemlenebilen ve tekrar edilebilen kanunların varlığına işaret eder. Bilimsel yöntem de tam olarak bu düzenlilik üzerine kuruludur. İnsan, doğadaki bu düzeni fark edip açıklayabildiği için bilim üretebilmekte ve buna bağlı olarak teknoloji geliştirebilmektedir.
Peki, bu düzenin kaynağı nedir?
Düzenli bir sistem, her zaman bir düzenleyiciyi, yani bir müdebbiri gerektirir. Fiziksel yasaların ince ayarı, yaşam için gerekli şartların tam denk düşmesi ve insan zihninin bu yasaları kavrayabilecek kapasitede yaratılmış olması, tesadüf veya bilinçsiz bir doğa süreciyle izah edilemez. Zira ne doğa kendi yasalarının farkındadır, ne de cansız maddeler kendi varlıklarını idame ettirecek şuura sahiptir. O halde bu düzenli sistemin arkasında ilim, irade ve kudret sahibi bir Yaratıcı’nın varlığına ulaşmak, hem mantıki hem de vicdani bir zorunluluktur.
Kur’an-ı Kerim, bu hakikate şöyle işaret eder:
“O, yedi göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahmân’ın yaratmasında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Gözünü çevir bak! Bir bozukluk görüyor musun?” (Mülk, 67/3)
İnsan aklı, evrendeki yasaları keşfettikçe aslında Allah’ın kudretini ve hikmetini de fark etmiş olur. Geliştirilen her teknoloji, doğadaki bir ilkeyi kullanmakla mümkün hale gelir. Mesela uçaklar kuşların uçuş prensiplerinden, bilgisayarlar beynin çalışma sisteminden, güneş panelleri bitkilerin fotosentezinden ilham alınarak geliştirilmiştir. Yani teknoloji dahi, Allah’ın yaratma sanatının okunmasıyla ortaya çıkar.
Sonuç olarak, evrende bilim yapılabiliyor ve bu bilim neticesinde teknoloji geliştirilebiliyorsa, bu durum evrenin bilinçli bir şekilde düzenlenmiş olduğuna işaret eder. Evrenin bu şekilde düzenlenmiş olması da, onu var eden, yöneten ve insanı onunla etkileşime girebilecek donanımda yaratan bir Yaratıcı’nın, yani Allah’ın varlığının aklî ve gözleme dayalı bir delilidir. Bilim, Allah’ın sanatını keşfetmenin yollarından biridir; teknoloji ise bu keşfin somut meyveleridir.
Bir yanıt yazın